Hayatta ne istediğimiz ve neye sahip olduğumuz arasındaki en keskin çizgi 25 yaşında beliriyor. Bu zamandan sonra gerçeklere daha yakın durma ve bir kabulleniş başlıyor. Zamanın akışına kapılmadan hayatın bize sunduklarını kendi dilimizde yorumladığımız, klişe ama gerçek olacak bir tanımla; hayata kendi rengimizi katabildiğimiz o günlere bir yolculuk mu veya tam da o zamanda bir uyanış mı? Siz nasıl tanımlarsanız 25’lere doğru giden o yılları? Biz en çok Emre, Helin, Berkcan, Daren, İlayda, Attila, Hande ve Efe’nin özgün tavrını sevdik. Siz de bize katılın.

HANDE TAŞER, INFLUENCER
 Sosyal medya hayatında ne kadar yer kaplıyor?

Hande Taşer: Sosyal medyayı ‘olumsuz’ ya da vakit alan bir şey olarak görmediğim için hayatıma çok fazla adapte ettim. Görsel olarak çok zengin bir dünya. Beğendiğim bir tasarımcıya, sevdiğim bir çizere, tarzından ilham alabileceğim insanlara erişebilmemi sağlıyor. Tasarımcı olma gayesinde olan bir insanın gündemi sürekli takip ediyor olmasının en önemli nokta olduğunu düşünüyorum.

Paylaşımlarında “influencer” olma durumunu ti’ye alan bir dil var, bu söylemler bir tepkiye dönüşüyor mu?

Hande Taşer: Aslında orda ti’ye aldığım influencer kavramı veya bu işi yapanlar değil. Bu işi yapmayanların influencer kavramını gerçekten de benim abarttığım şekilde görmesi. Herkes güzel bir yere gitmek ister, oradan zevk alır gitmişken de fotoğrafını çeker mesela ve bunu HERKES yapar. Komşu teyze de kahvesini paylaşıyor. Hepimiz eşit şekilde seviyoruz bu sosyal medyayı, paylaşım yapmayan insanın da “stalk” hesabı var. Ama karşılarındaki insan daha güzel renklerle veya daha büyük bir kitleye paylaşım yapınca birden ‘’bağımlı’’ oluyor onlar için. Genelde ti’ye aldığımı anlamayan ve e sen de öylesin diyen insanlardan tepki alıyorum.

” Yeni nesil kavramını yaş aralığı olarak değil, kendini geliştirip, çağa ayak uydurabilmiş bir grup insan olarak alıyorum.”

Z kuşağı ile birlikte konvansiyonel mesleklere olan ilginin büyük ölçüde azalacağı öngörüsü ekonomi çevrelerini rahatsız ediyor, bu durumu sen nasıl içselleştiriyorsun?

Hande Taşer: Her dönemin yükselen yeni trendleri oluyor buna meslekler de dahil. Sosyal medyanın da bir trend olduğunu ve değişerek başka bir trende dönüşeceğini biliyorum. Ya da belli bir yaş aralığında daha verimli geçeceğini, o yüzden asla ölmeyecek bir mesleğe de sahip olunması gerektiğini düşünüyorum, gelip geçebilecek meslekler değil bunlar. Benim için okul her zaman öncelik hayatımda.

Sosyal medyanın bireysel ilişkileri sahteleştirdiğini düşünüyor musun?

Hande Taşer: Bu durum, insana göre değişiyor. Gerçekten içten hesap yaparak etkileşim için insanlarla görüşenleri biliyorum ama ben sosyal medya ilişkilerini verimli kullandım sanırım. Aynı yerlere gitmeyi sevdiğim, aynı şeylere güldüğüm, bu sebeple anlaşma konusunda çok daha rahat edebildiğim arkadaşlar edindim. Çok zengin bir alan ve buna arkadaşlık da dahil.

“Yeni nesil” söylemi senin için ne ifade ediyor?

Hande Taşer: Yeni nesil kavramını yaş aralığı olarak değil, kendini geliştirip, çağa ayak uydurabilmiş bir grup insan olarak alıyorum. Yeni nesil teknoloji, yeni nesil sanat, yeni nesil iletişime ayak uydurabilmiş her birey “yeni nesil” denen gruba giriyor benim için.

DAREN GEREDE ERKAYA, TASARIMCI & MODEL
Modellik hayatına nasıl girdi?

Daren Gerede Erkaya: Her şey bir anda gelişti. Kardeşlerimle birlikte başladım.

Bali’den dönüşünüz ile neler değişti?

Daren Gerede Erkaya: İki farklı hayat… İstanbul’dayken başka bir hayat yaşıyorum, Bali’deyken bambaşka bir hayat yaşıyordum. İkisini de çok sevdiğim için mutluyum. Bali, bitmek bilmeyen bir tatil gibi İstanbul’da ise şehir hayatının tam ortasındayım.

Ailene gösterilen bu ilgiyi nasıl yorumluyorsun? Bunaldığın ve seni yoran zamanları oluyor mu?

Daren Gerede Erkaya: Hiç olmuyor!

İkizin Dilan ile kendi markanız üzerinde çalıştığınızı öğrendik, biraz ipucu vermek ister misin?

Daren Gerede Erkaya: Şu an için tek söyleyebileceğim beklemeniz gerektiği.

“İnsanların kendi seçimlerini verebilecek kadar olgunlaştığı bir dönemdeyiz. Kendi hayatlarımızı kendimiz yaratmaya başlıyoruz.”

Sınavların değil bireylerin meslek seçimlerini belirleyebildiği bir noktaya adım adım gelebildiğimizi düşünüyoruz, sen ne dersin?

Daren Gerede Erkaya: İnsanların kendi seçimlerini verebilicek kadar olgunlaştığı bir dönemdeyiz. Kendi hayatlarımızı kendimiz yaratmaya başlıyoruz. Bu durum beni oldukça heyecanlandırıyor.

“Yeni nesil” söylemi sende neleri çağrıştırıyor?

Daren Gerede Erkaya: Dünyada çok şey değişecek!

EFE SORARLI, MODEL
Türk moda dünyasının globalleştiğini söyleyebilir miyiz?

Efe Sorarlı: Moda global açıda zaten bir değişim ve gelişim içerisinde. Türk moda dünyası da bu global değişime çok iyi ayak uydurabiliyor ve tabi ayak uydurmak ile birlikte globalleşme de beraberinde geliyor.

Son moda haftasında sen de birçok defilede yürüdün. MBFWI’u nasıl değerlendiriyorsun?

Efe Sorarlı: Moda haftası benim için her zaman yorucu, bir o kadar da eğlenceli bir deneyim olmuştur. Defilelerde yürümek de defilede yürüyen arkadaşlarımı izlemek de büyük bir keyif. Backstage’de oluşan dostluklar hiçbir zaman eskimiyor.

“Teknolojinin hayatlarımızı günümüzdeki gibi esir almadığı bir dönemde büyüdüğüm için ken- dimi şanslı hissediyorum.”

Modellik bir ana meslekten ziyade pek çok model dahil, bireyler tarafından geçiş mesleği veya ek iş olarak görülüyor sen bu durumu nasıl yorumluyorsun?

Efe Sorarlı: Modelliğin ana meslek olarak görülmemesinin sebebi işlerin bir olup bir olmaması. Bu mesleğe güvenip bir gelecek planlaması yapmak zor ve gayet riskli.

“Yeni nesil” söylemi sende neleri çağrıştırıyor?

Efe Sorarlı: Teknolojinin hayatlarımızı günümüzdeki gibi esir almadığı bir dönemde büyüdüğüm için kendimi şanslı hissediyorum.

ATTİLA MORA, MÜZİSYEN & MODEL

Müziğe yatkınlığını nasıl keşfettin?

Atilla Mora: Müzik hepimizin içinde olan bir şey. Sınır tanımayan bir iletişim şekli. Her şeyin bir titreşim enerjisi var ama müzik sadece hissedebildiğimiz değil aynı zamanda duyabildiğimiz bir titreşim. Duyguları güçlü bir şekilde değiştirme, kalp ritmini yükseltme ya da alçaltma gücü var ve herkes tarafından anlaşılabiliyor. Yılları belirli renklerle ve dokularla boyamak. Müzik, hayatımızın arka plan müziği olma görevini görüyor. Benim için kendi arka plan müziğimi yaratma takıntısıydı. Dinlemekten zevk alıyordum fakat yaratmak nefes almak için ihtiyaç duyduğum şeydi. Müzik bir saplantıdan başlayan bir ritüele dönüştü.

Müzik yapmaktan modelliğe uzanan çokdisiplinli bir kariyerin var, bu iki çok farklı şeyi nasıl dengeliyorsun?

Atilla Mora: Hayır demek bu sene öğrendiğim en zor beceri. Ama bana tutku duyduğum şeyleri daha fazla yapma ve gerek müzik dünyasından gerek moda dünyasından gerçekten saygı duyduğum yeteneklerle çalışma imkanı sağladı.

Seni tanımlayan bir şarkı?

Atilla Mora:  David Brubeck jazz ile klasik Türk ölçü ve ritimlerini birleştirerek Blue Rondo à la Turk’ü yarattı. Bu şarkı bana bir adamın jazz gibi bir müzik türünü nasıl başka şekillere sokabildiğini gösterdi. Sonuç olarak bu şarkı müzik üstünde yapmak istediğim etkiyi tanımlamama yardımcı oldu.

Yaratıcılığını sunabileceğin sınırsız bir platformunun olması sana nasıl hissettiriyor?

Atilla Mora: Her günümü minnettarlık içinde yaşıyorum. Günümüzde bilgiye sınırsız ulaşma imkanımız olması ve dünyanın fikirler paylaşmak için bir platforma dönüşmesinden dolayı. Bu tam olarak ne yaratırsan yarat, yarattığın şeyin bir dinleyicisi olabileceği anlamına geliyor. Yani yaratmamak için hiçbir bahane yok.

Müzik yapman ve çevrimiçi bir kişiliğe sahip olman sosyal medyanın sahip olduğu güç hakkındaki fikirlerini nasıl değiştiriyor?

Atilla Mora: Herhangi bir müzik türüyle tanımlanmak zorunda olmadığımı gösteriyor bana. Kariyerimi istediğim yolda şekillendirebilirim. Çünkü insanlar geleneksel medyanın bizim için yarattığı kalıplarla değil benim yarattıklarımla ilgileniyorlar.

“Yeni nesil yaş ile sınırlı değil.”

“Yeni nesil” kavramı senin için ne ifade ediyor?

Atilla Mora: Budapeşte ve İstanbul’da yaşadıktan ve Milan’dan Tokyo’ya, 1 senede 10’nun üzerinde şehir gezdikten sonra “yeni nesil” kavramının burada, dünyadaki herhangi bir yerden biraz daha farklı olduğunu görüyorum. Bu nesil karışık bir fikirler dengesine sahip. Geçmişi silmeden radikal değişimler yapmak istiyorlar. Daha ruhaniyiz ama daha az dindarız. Çok değil kurnaz çalışıyoruz. Yeni nesil yaşa ile sınırlı değil. İnsanlar yaşımı tahmin etmeye çalıştıklarında cevapları 21’den 30’ların sonuna kadar değişiyor. Bu kafa karışıklığının nedeni çalışma şeklimizden kaynaklanıyor. Çocuklar gibi eğleniyoruz ama komutanlar gibi sıkı çalışıyoruz. Planlı ve kıran kırana. Umursamıyormuşuz gibi görünüyoruz ama diğer insanların attığı her adımı izliyoruz ve ona göre davranıyoruz. Onlarınki asla bir gecede istediği her şey ve ya herkes olabilen bir nesil olmadı.

İLAYDA AKDOĞAN, OYUNCU
Oyunculuğa nasıl başladın?

İlayda Akdoğan: Serüvenim annemin fotoğraflarımı bir dergiye göndermesi ile başladı. 6 yaşıma kadar modellik yaptığım derginin ekibinden birisi “Oyunculuk düşünür müsünüz?” dedi. (Anneme tabii)
O da kabul edince Hamdi Alkan’ın yeni dizisi için audition verdim, seçildim ve şimdi buradayım.

Yeteneğini mesleğe dönüştürmenin avantajları neler?

İlayda Akdoğan: Bitmeyen bir yolda olmanı sağlıyor. Yaşın ilerledikçe yeni bir tecrübe, farklı bir tat ile kendine meydan okuma şansın var. Her seferinde bir basamak üste çıkabilmek için kendini biraz zorlarken akışta kalıyorsun. Bu da yaptığın işi sevmeni sağlıyor. Her gün mutlulukla yapıyorsun mesleğini.

” Üretimden çok tüketimin rol oynadığı bir çağda yaşadığımız için eleştirecek çok fazla faktör var etrafımızda.”

Z kuşağının oyunculuk ile popülerlik arasındaki farkı göz ardı ettiğini düşünüyoruz, bu durumu sen nasıl yorumlarsın?

İlayda Akdoğan: Oyuncu olmak yanında ün ve popülerlik getiriyor. Jenerasyonumuzun özenilen mesleklerinden biri oyunculuk evet ama daha çok ünlü olmaya özeniliyor. Mesleğe olan ilgi ve tutkudan ziyade, mesleğin getirdiği ün ve popülerliği istiyorlar. Kısa vadede keyifli gelse bile, uzun vadede işin gerçekliği ile yüzleşip, sevmeyen birinin asla katlanamayacağı bir meslek olduğu anlaşılacaktır.

Kendini ekranda izleyebilen oyunculardan mısın?

İlayda Akdoğan: Evet! Kendimi çok ağır eleştirsem bile yaptığım şeyin nasıl hissettirdiğinin dışında nasıl göründüğü ile yüzleşmem ve yorumlamam gerektiği için kendimi izlemem gerekiyor.

Bir rolü değerlendirirken kriterlerin nasıl şekillenir?

İlayda Akdoğan: Önce his. Bana nasıl hissettirdiği ve beni heyecanlandırması en önemlisi. Mustang gibi hafızalara kazınan bir filmde yer aldıktan sonra senin beyaz perde hayallerin nasıl şekilleniyor?Mustang sosyal mesajı çok güçlü bir projeydi. Dünyanın farklı yerlerinde farklı milletlerden insanlara dokunabildiğini görmek bambaşka bir duygu. Hem farkındalığımın artmasına hem de sorumluluk duygumun gelişmesine katkı sağladı. İçinde yer almaktan çok keyif aldığım ve tatmin olduğum bir işti. Mesajı olan, aynı dili konuşmayıp aynı duyguları hissedebileceğimiz senaryolara sahip işlerde daha sık yer almak istiyorum hatta belki birisi benim senaryom olur!

Oyunculuk için yaptığın en büyük fedakarlık?

İlayda Akdoğan: En büyük fedakarlık diye adlandırabileceğim bir şey yok aslında ama bu yolda kendimden çok taviz verdiğimi ve o zamanlar ne kadar zor gelse de şu an beni ben yapan bir şey olduğunu söyleyebilirim.

Yeni nesil söylemi sende neleri çağrıştırıyor?

İlayda Akdoğan: Heyecan verici bir şey olmasına karşın, insanların eleştirmek için ilk kullandığı kalıp gibi geliyor bana açıkçası. Üretimden çok tüketimin rol oynadığı bir çağda yaşadığımız için eleştirecek çok fazla faktör var etrafımızda. Ama herkes yeniliği, yeni nesilden bekliyor. Halbuki gelişimin yaşı ve sınırı yok. Bir şeylerden yakınmak için “yeni nesil” e sığınmak yerine, bunu inceleyip, ilham alıp hepimizi daha ileriye gidecek adımlar atabilir.

EMRE PAKEL, TASARIMCI
Türkiye, moda tasarımcısı olmak için ne ölçüde doğru bir coğrafya?

Emre Pakel: Türkiye global ölçekte moda algısı ya da marka çıkarmakta zorlanan bir ülke olsa da bir moda tasarımcısının yerel ölçekte iş yapabilmesi için çok doğru bir coğrafya. Dünyaca ünlü markalara üretim yapan farklı pozisyonlarda konumlanmış birçok firmamız var. Lokal tasarımcıların önemimin vurgulanması gereken bir noktadayız, tek handikabımız bu.

Moda konusu üzerinde herkesin bir fikri olması senin mesleki ilişkilerini nasıl etkiliyor?

Emre Pakel: Moda konusunda herkesin bir fikri olması çok güzel, moda algısı oluşturmak aslında takım işi üreticisinden pazarlamacısına herkesin bu konu hakkında bir fikri olması aslında sizi daha ileriye götüren bir lokomotifin ne kadar sağlam olabileceğini gösteriyor. Çoğu zaman fikir fikirden, el elden üstün oluyor.

“Kendini tanımadan, tanımadığın bir şeyi geliştirmen de mümkün olmuyor.”

Moda tasarımcısı ile sosyal medya arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsun?

Emre Pakel: Şu an sosyal medya hayatımızın tam ortasına konumlanmış durumda. Günümüzü yakalamak sosyal medyadan geçiyor. Günümüzün trendi bu ama sonrasında bizi ne bekliyor bende merak ediyorum.

Koleksiyonlarının günlük hayata adapte olabilmesi senin için ne kadar önemli bir kriter?

Emre Pakel: Koleksiyonlarımın ticari ve sanatsal yönlerini bir arada sunmak istediğimde aklıma şöyle bir fikir geldi neden “street avangart” parçalar tasarlamıyorum. Böylelikle avangart parçalarla yeni deneyimler kazanabilecektim hem de streetstyle ürünlerle pazarda yer bulabilecektim. Pakel markasının mottosu “based on earth” ile bu ikilemi en iyi şekilde açıklayabildiğimize inanıyorum.

Moda tasarımcısı olmak isteyenlere bir tavsiye?

Emre Pakel: Belki çok klişe gelecek ama kendilerini tanımaları çok önemli. Kendini tanımadan, tanımadığın bir şeyi geliştirmen de mümkün olmuyor.

“Yeni nesil” söylemi sende neleri çağrıştırıyor?

Emre Pakel: Yenilik, değişim ve güç.

HELİN KANDEMİR, OYUNCU
Oyunculuğa nasıl başladın?

Helin Kandemir: Oyunculuğa ilk 4 yaşında bir kamera şakasında oynayarak başlamıştım. O dönem devam edip çeşitli yapımlarda rol aldım ancak, ailemin yönlendirmesiyle yaşımın biraz daha büyümesini beklemeye karar verdim. 2016 yılında “İsimsizler” projesiyle kaldığım yerden devam ettim.

Yeteneğini mesleğe dönüştürmenin avantajları neler?

Helin Kandemir: Yeteneğimi özellikle de erken yaşta fark etmek ve mesleğe dönüştürmek çok ayrıcalıklı bir deneyim. Hareket halinde olmayı seviyorum ve yaptığım işten son derece keyif alıyorum.15 yaşındayım ve yolun çok başındayım. Zaman ne gösterir bilemiyorum tabii, ama kendimi her zaman bulunduğum konumdan ilerlemiş görmeyi istiyorum.

Oyuncu olma kararını ailen nasıl karşıladı?

Helin Kandemir: Ailem her zaman bana bu konuda destek oldu. Ben hatalı olanı dahi deneyimleyerek yetişiyorum. Seçtiğim mesleğe karşı ailemin hassasiyeti kendimi daha motive hissetmeme sebep oluyor.

Berlin Film Festivali’ne katılmak birçok oyuncunun hayali, bu hayali yakın zamanda deneyimlemiş biri olarak, senin deneyimin nasıldı?

Helin Kandemir: Kendimi daha önce hiç bu kadar heyecanlı hissetmemiştim. Çok güzel insanlarla tanıştım, çok güzel filmler izledim ve bir sürü şey öğrendim. Verdiğimiz emeğin karşılığını alabilmek tüm ekibimiz için çok gurur verici.

İstanbul Film Festivali’nin yıldızı Kız Kardeşler oldu, sen de festivalin “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü alan en genç ismi, bu durum daha büyük hayaller kurmaya yönlendiriyor mu seni?

Helin Kandemir: Kız Kardeşler, İstanbul Film Festivali’nde inanılmaz bir başarı elde etti. Bu çok gurur verici bir deneyim. Aldığım ödülü gerçekten beklemiyordum. Bu ödülü kız kardeşlerimle paylaşmak daha büyük bir gurur. Beni çok heyecanlandırdığını, gelecek için motive ettiğini söyleyebilirim. Hep daha fazlasını düşleyerek ayakta kalabiliyorsunuz.

Set ile okul aynı anda nasıl ilerliyor?

Helin Kandemir: Set ile okulu aynı anda yürütmek gerçekten çok zor ama planlı ilerlediğiniz zaman seyrinde kalıyor. Dizi dönemim boyunca çok yoğun çalıştım. Bu süreçte ekstra ders takviyeleri aldım. Tabii ki her şeyi aynı anda elde edemiyoruz. Bazen sosyal hayatımdan, bazen uykumdan bazen başka şeylerden feragat ettiğim zamanlar oldu ama bu durumdan şikayetçi değilim. Hatta bu tarz sorumlulukların beni daha olgun kıldığını düşünüyorum

“Zaman ne gösterir bilemiyorum tabii, ama kendimi her zaman bulunduğum konumdan ilerlemiş görmeyi istiyorum.”

Senin için sırada ne var?

Helin Kandemir: Kendimi sürekli yenileyen biriyim. Genelde Oynadığım bir Sahneyi birkaç ay sonra izlediğimde “Şimdi bundan daha iyisini yaparım.” diyorum. Popülaritenin değil, farklı olanın peşindeyim. İzlemek istediğim filmler, okumak istediğim kitaplar, öğrenmek istediğim diller var. Tek ihtiyacım olan şey bolca zaman ve biraz da sabır.

BERKCAN GÜVEN, YOUTUBER
Youtube’a içerik üretirken kriterlerin neler?

Berkcan Güven: Sanırım zaman ilerledikçe bu sorunun da cevabı değişiyor, şu an çektiğim videolar ile ilk videolarım arasında bile büyük farklar var. Zamanın hızla ilerlediği ve her şeyin hızla tüketilip değiştiği bir alanda önceliğim yeni şeyler yapmak. Tabi ki bazı şeyler bizlere ilham oluyor veya adaptasyonlarını yaptığımız içerikler var ama, temelde yaptığım, dikkat ettiğim şey; yenilikçilik.

Samimiyet senin için ne ifade ediyor?

Berkcan Güven: Samimiyeti insanın kendisi olması ile ilişkilendiriyorum. Yani birisi sizi seviyorsa siz olduğunuz için seviyordur. Kendisini seven ve kabullenen bir insanın herkes tarafından samimi sayılabileceğini düşünüyorum. Fakat özellikle sosyal medyada sadece fotoğraflar ve yorumlar üzerinden bir profil oluşturmak mümkün. Yani samimiyeti anlamak internet ortamında daha farklı oluyor sanırım. Ben samimi olduğumu ve bu yüzden beni seven ve takip insanların beni hala desteklediğini düşünüyorum.

Ailen ve arkadaşların içeriklerinde ne kadar kritik bir role sahip?

Berkcan Güven: Video çekmeye çok küçük yaşta başladım. İlk çektiğim içerik de o mantalite çevresinde yapılmış şeyler. O dönemi hep ailem ile geçirdiğim için onlar da videolarımın büyük bir parçasıydı. Büyüdükçe bu denkleme arkadaşlarım daha çok dahil oldu, çünkü zamanımın çoğu zaten onlarlayım. Bu yüzden buraya kadar gelişimde içerikte oldukça var. Günümüzde ise ailem artık videolarımda çok yer almıyor. Hem ananemin yaşlanması hem Baran’ın büyümesi ile orada bir değişim var. Arkadaşlarım ise hala içeriklerimin büyük bir parçası.

Youtuber olma kararın etrafında nasıl karşılandı?

Berkcan Güven: Sonuçta o zamanlar Youtuber olmak diye bir kelime yoktu en azından bu kadar çok bilinen veya kabul edilen bir kavram değildi ki hala pek değil. Buna rağmen ailem, istediğimi yapma konusunda bana daima destek oldu. Eğlence işin büyük bir parçası olduğu için arkadaşlarımda bunu gayet iyi karşıladı.

Sosyal medyadan gelen yorumlar seni ne ölçüde etkiliyor?

Berkcan Güven: Hiç etkilemiyor diyemem ama zaman geçtikçe yorumları önemsemeyi daha azaltıyorsunuz. Yorumlar derken kötü olanlardan bahsediyorum yani kişisel fikir olarak kötü değil de tamamen aşağılama olanlardan. Bu işin içerisinde oldukça sosyal medya ortamının “bir sosyal ortam” olduğu gerçeğini daha iyi anladım. İnsanlar günlük hayatta söylemeyeceği şeylerin internette yazılmasının normalden farklı olduğunu sanıyorlar ama hiç değil. Bu konunun gelecekte değişeceğini düşünüyorum. Onun dışında iyi yorumlar okumak tabi ki insanı mutlu ediyor.

“Zamanın hızla ilerlediği ve her şeyin hızla tüketilip değiştiği bir alanda önceliğim yeni şeyler yapmak.”

“Yeni nesil” söylemi senin için ne ifade ediyor?

Berkcan Güven: Özellikle bu dönemdeki gençliğin şu ana kadar gelmiş en farklı nesil olduğunu düşünüyorum. 2000’lere girdiğimizden beri dünyadaki yaşam tarzı tamamen değişti ve teknolojinin bir yaşam tarzı olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu çağda doğan ve büyüyen neslin tamamen farklı bir dünya algısı olduğunu düşünüyorum. Bunun iyi yanları da kötü yanları da olabilir, ama bu dönemin özellikle eğitimsel olarak çok daha ileri olduğunu düşünüyorum. Yeni neslin dünyada olan
biten kötü şeyleri sonlandırabileceğine inanıyorum. Çünkü birbirimize erişebiliyoruz birbirimizi duyuyoruz, düşüncelerimizi paylaşıyoruz ve bir şekilde empati kuruyoruz.

Çalışmalarında bir gelecek beklentisi var mı?

Berkcan Güven: Bir gelecek kaygısında değilim. Yaptığım işi seviyorum ve sevgi alıyorum. Bu sevgiyi gördükçe ve yaptığım işi sevdikçe yapmaya devam edeceğime eminim ama nereye gittiğini bilmediğim bir yolculuktayım.

Sosyal çevren tarafından kabul görmek senin için kritik bir noktada mı?

Berkcan Güven: Kendime kanıtlamak istediğim şeyler dışında bir onay kaygım yok.

 

 

Creative Direction by Duygu Bengi
Photography by Burcu Karademir
Fashion by Mert Yemenicioğlu
Hair by Mehmet Gümüş / Önder Tiryaki Studio
Make-up: Zeynep Dombaycıoğlu / Önder Tiryaki Studio