Madrid meşeili sanat direktörü Inès Ybarra marka işbirlikleri için büyüleyici bir görsel dil yaratıyor. Aynı zamanda eşsiz bir gardrop sahibi olan Ybarra sanat ve moda dünyasında gitgide büyüyen bir isim. Özgün perspektifinin de etkisiyle zarif dokunuşu tüm işlerine yansıyor. Başarısını kendi dilinden dinliyoruz.

Seni bu alana çeken nedir?

Hangi alanda olduğumu ya da olmak istediğimi bile bilmiyorum. Sanırım merak duygusu ve kendimi ifade etme isteği beni bu noktaya getirdi.

Günümüz dünyasında yaratıcı bir kadın olmak nasıl hissettiriyor?

Şanslı. Erkeklerin genelde kadınlardan daha fazla para kazandığı ve eşitlik için mücadele etmemiz gerektiği doğru ama büyüdükçe fark ettim ki bu yalnızca cinsiyet meselesi değil. Sosyal standartları aşması gereken yalnızca erkekler değil, biz de aşmalıyız. Daha fazlasını istemeyi hak ettiğimize inanmamız lazım.

Yaratıcı süreç sırasında seni nelerin heyecanlandırdığını ya da sana nelerin ket vurduğunu anlatır mısın?

Benim için birey olarak kendimizi zenginleştirmeye çalışmak önemli. Öğrendiklerimizi denemek için bir şeyler üretmeli ve diğer insanlara birey olarak nasıl zenginleştiğimizi göstermeliyiz.

Özellikle Madrid’deki ispanyol moda ve sokak stili gerçekten eşsiz ve karakteristik özelliklere sahip. Bu konudaki düşüncelerini alabilir miyiz?

Madrid’de insanlar genelde oldukça şık giyiniyor ama yaratıcı çevrede tam özgürlük söz konusu diyebilirim. İnsanlar tasarımcı Alejandro Palomo’nun öncülük ettiği ikinci bir La Movida Madrileña akımından bahsediyor. Birincisi Pedro Almodovar liderliğinde gelmişti ve ifade özgürlüğü, tabuların ötesine geçmek gibi karakteristik özelliklere sahipti. Birçok genç ve yaratıcı erkeğin Palomo’nun sosyal standartlara göre feminen kabul edilebilecek tasarımlarını giymelerini oldukça etkileyici buluyorum.

Madrid dışında hangi şehirlerin sanatı, kültürü ve yaşam tarzı seni etkiliyor?

Roma. Binaların ve kiliselerin üzerindeki zengin detaylar insanın başını döndürüyor. Freskler, heykeller ve her çağın en iyi sanatçıları tarafından asırlar önce inşa edilmiş binalar…

İşini birkaç kelimede tanımlar mısın?

Son derece sade diyebilirim. Sanat geçmişim olduğundan eserin ardında bir konsept olması benim için çok önemli.

Şu sıralar nasıl bir proje üzerinde çalışıyorsun?

Noel’den sonra bir moda şirketinde kreatif direktör olarak çalışmaya başlayacağım. Bu fırsat sayesinde şirket dışındaki işlerimi daha kişisel yapabileceğim. Herhangi bir markaya bağlı olmaksızın ve daha sanatsal olacak.

Vizyonunu en çok etkileyen çağdaş sanatçılar kimler?

Ne yazık ki bana ilham veren isimlerin çoğu artık yaşamıyor; birçoğu oldukça yakın zaman önce öldü.
Yönetmen olarak Krzysztof Kieślowski. Hassasiyetini çok seviyorum ve görsel anlamda bugüne kadar gördüğüm en güzel sahneleri yaratıyor. Işık ve sese hakimiyeti inanılmaz.

Pablo Picasso’nun kendini defalarca yeniden yaratabilmesi ve her seferinde kabul edilmesini çok etkileyici buluyorum. Çoğu sanatçı iyi eleştiriler aldığını görünce tek bir stille devam edip ticari işler yapmaya başlıyor çünkü.

Son zamanlarda dinlediğin bir müzik türü ya da şarkı var mı?

Gençliğimde dinlediğim şeyleri dinliyorum. Birkaç örnek vermek gerekirse Pete Doherty’den “Music when the lights go out (acoustic), Beirut’tan “Elephant Gun” ve Nacho Vegas’tan “El hombre que casi conocio a Michi Panero”.

Bugünlerde hangi Instagram hesapları dikkatini çekiyor?

Pennylane, Tony Gum, Louise Cehofski, John Yuyi, Filip Custic.

Birlikte çalışmak istediğin birileri var mı?

Büyük hayallerim var. Mesela David Hockney. Onunla işleri ve sanat tarihi üzerine günlerce konuşabilmeyi çok isterim. Bob Dylan’a klip çekebilmeyi çok isterim. Fotoğraf alanında da Irving Penn’i ve “still-life” çekimlerinde hem dağınık hem de zarif olabilmesini çok seviyorum.

Pierre Cardin’le mobilya tasarlamayı çok isterdim. Birini tekrar hayata döndürecek olsam birkaç yıllığına Irving Penn’in asistanı olmak ve onunla birçok still-life çizmek isterdim. Alexander McQueen’in asistanı olmak da beni çok mutlu ederdi.

Bilmemiz gereken üç yükselen moda tasarımcısını söylemeni istesek?

Palomo Spain, Paloma Wool, Mane Mané, Jacquemus ve Jonathan Anderson. Son ikisi halihazırda ses getirmiş olsa da ileride çok daha ünlü olacaklarına inanıyorum.