Zorlu PSM, kapsamlı bir teknoloji sergisine ev sahipliği yapıyor. ‘Dijital Devrim’ (Digital Revolution) hem bir ‘nereden nereye geldik’ hem de ‘bu gelişmeler bizi daha nerelere götürecek’ sergisi. Dünya dijitalleşiyor. Sanatın bundan payını almaması düşünülemez elbette. Gelecek yüzyılın insanları dönüp bugünlere baktıklarında teknolojiyle sanatın flörtü epey ilerlettiğini görecek. Dijitalleşme sanata yeni ufuklar kazandırdı. Havada ‘devrim’ kokusu var. Geliştirilen yeni teknikler ve keşfedilen yeni araçlar yardımıyla birkaç on yıl içinde insanoğlunun/kızının yaratıcılık kapasitesi bugünkünün çok daha ötesine geçecek. Dönüştürücü, iyileştirici bir dönem bizi bekliyor. Hazır mısınız?

Londra, Stockholm ve Atina’dan sonra

Bugünlerde teknoloji ve sanatın mükemmel birlikteliğinin en iyi örneklerini, ‘Dijital Devrim’ (Digital Revolution) sergisinde görebilirsiniz.

Avrupa’nın önde gelen sanat merkezlerinden Barbican Centre’ın (1982’de, Londra’da kurulmuştu) hazırladığı sergi, Londra, Stockholm ve Atina’dan sonra Zorlu Holding sponsorluğunda ve Vestel co-sponsorluğunda İstanbul’a geldi. 12 Haziran’a kadar Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin yeni sergi alanı Sky Lounge’ta kalacak.

‘Dijital Devrim’ oldukça kapsamlı bir sergi. Film yapımcılarının, yazılımcıların, oyun tasarımcılarının, müzisyenlerin, hacker’ların, bugüne dek ‘sanatçıdan sayılmayan hemen herkesin’ çalışmaları var burada. Gezerken bu kavram üzerine düşünmeyi ihmal etmeyin; sahi kimdir sanatçı? Günümüzün ‘yaratıcıları’nı ifade etmek için yeterli bir kavram mıdır?

Pek çok diğer serginin aksine bu sergide fotoğraf çekmeniz yasak değil, bilakis teşvik ediliyorsunuz.

Gelecek, ‘Ben buradayım’ diyor

Yaratıcı kodlama teknikleri, artırılmış gerçeklik, ‘kendin yap’ (DIY) kültürü, yapay zeka, giyilebilir teknoloji ürünleri ve 3D yazıcı üretimleriyle; gelecek, ‘Ben buradayım’ diyor bu sergide. Bunu kaçırmayın.

Serginin ‘zaman tüneli’ olarak anılabilecek bölümünde ‘Pong’ (1972), ‘Space Invaders’ (1978), ‘Pac-Man’ (1980) gibi bir döneme damgasını vurmuş oyunların tadını çıkarma imkanı buluyorsunuz. Sonra birden karşınıza ilk bilgisayarlardan örnekler çıkıyor. Yok, o ‘bir oda büyüklüğünde’ olanlar değil, ilk ‘kişisel bilgisayar’lar… Commodore PET (1977) mesela ya da Breakout (1977)…

Arada eski kahramanlarımız selamlıyor sizi; ‘büyük usta’; Super Mario, ‘delifişek’ Tomb Rider… Ve elbette tüm ‘ihtişamıyla’, ‘tetris’ duruyor bir köşede.

İyi müzikten kim kaçmak ister ki zaten?

Sergide en çok ilgiyi şu üç parça çekiyor: ‘The Pyramidi’, ‘Wishing Wall’ ve ‘Treachery of Sanctuary’…

Japon müzisyen ve ses sanatçısı Yuri Suzuki ile Black Eyed Peas grubunun kurucusu, Amerikalı müzisyen will.i.am’in Pasha Shapiro ve Ernst Weber’le hayata geçirdikleri ‘The Pyramidi’ (Müzik Kutusu), dijital sanatın en özgün örneklerinden biri. Projede, üç farklı enstrüman birer robot-makineye dönüştürülmüş. Modunuzu bir anda yükselten, will.i.am’in bu enstalasyon için yazdığı ‘Dreamin’ About The Future’u (Geleceği Düşünüyorum) çalıyorlar. Sanatçının projeksiyona yansıtılan yüzü odanın içinde nereye giderseniz gidin sizi takip ediyor. İyi müzikten kaçmayı kim ister ki zaten?

Kelebeğe dönüşen dilekler

‘Wishing Wall’ (Dilek Duvarı) ise ‘insanın en temel ihtiyaçlarından’ olan dilek dileme ihtiyacına vurgu yapıyor. Mar Canet ve Varvara Guljajeva’nın bu enstalasyonunda kalbinizden geçeni ses duyarlı sensörlere doğru söylüyorsunuz. Önünüzdeki perdede dileğiniz önce yazıya dönüşüyor, sonra da bir kelebeğe! Üstelik dileğinizin/kelebeğinizin yansımasını elinize de alabiliyorsunuz…

Chris Milk’in yarattığı ‘Treachery of Sanctuary’ (Mabede İhanet) ise katılımcıların kendi bedenlerinin yansımalarını kullanmasına imkan veren bir doğum-ölüm-başkalaşım hikayesi anlatıyor. Gölgeniz; yaklaşık 10 metrelik, üç parçadan oluşan beyaz panellere ve önünüzde bulunan havuza yansıyor. Hareketli kuş figürleri bu gölgeyle – ilk panelde doğumu, ikinci panelde ölümü, son panelde de ‘yeniden doğumu’ simgeleyecek şekilde – etkileşime geçiyor. İlkinde parça parça küçük kuşlara dönüşüyor, ikincisinde küçük kuşlar tarafından yenilip bitiriliyor, sonuncusunda da kocaman bir kuş olarak yeniden doğup kanatlanıyorsunuz.

Karşımıza kolay çıkmıyor

Bu eserlerin yanı sıra Christopher Nolan’ın ‘Inception’ (Başlangıç) filmindeki o meşhur sahneyle -hani yerle göğün karıştığı, bütün algı dünyanızın altüst olduğu- ilgili çalışmayı da gözden kaçırmayın. Uzay filmlerine meraklıysanız da Alfonso Cuarón’un ‘Gravity’sinin (Yerçekimi) nasıl yaratıldığını anlatan mini-belgeseli çok seveceksiniz.

Sergiyi; 12 Haziran’a kadar, hafta içi (pazartesi hariç) 10.00-20.30, hafta sonu 10.00-20.00 saatleri arasında görebilirsiniz. Biletleri bilet.zorlucenter.psm.com’dan, biletix.com’dan ve gişeden alabilirsiniz. (Tam 30, öğrenci ve 65 yaş üstü 15 TL).

Teknoloji meraklılarıyla, sanat takipçilerini aynı anda memnun edebilecek bir sergi kolay çıkmıyor karşımıza. O yüzden ‘Dijital Devrim’in kıymetini bilmeli.