Devid Gualandris ve Thibaud Guyonnet, 2011 yılında Berlin’de kurulan bir erkek giyim ve moda günlüğü olan STARECASERS’ın arkasındaki isimler. STARECASERS, kuruluşundan bu yana erkek giyimin sınırlarını zorluyor ve bize yüksek bel ve geniş paçalı pantolonlar, içeri sokulmuş beyaz tişörtler, gömlekler, renkli ceketler ve cırt cırtlı spor ayakkabıları gibi imza parçalar sunuyor. STARECASERS’ı diğer stil bloglarından ayıran asıl şeyse birbirine aşık iki adamın ilgi çekici anlatısına yer veren hayatın içinden görüntüler. Bugünün moda blog çevresine katkılarını Devid ve Thibaud’dan dinliyoruz.

STARECASERS’ın hikayesi nedir?

Devid: Uydurma bir isme sahip olan STARECASERS’ı 2011 yılında bir internet günlüğü olarak yarattık. Berlin’e yeni taşınmış iki genç adam olarak bizim günlük hayatımızı anlatan Polaroid fotoğraflardan oluşuyordu. Zaman içerisinde modayı, yaşamı ve fotoğrafçılığı keşfettiğimiz kişisel ve yaratıcı bir platforma ve nihayetinde de küçük bir markaya dönüştü.

Thibaud: 6 yıl sonra bugün STARECASERS hala yaratıcı bir süreçten geçiyor ve olgunlaşıyor. Aslen net çizgilere sahip bir stil bloğu olsa da daima şaşırtıcı bir yönü de var. Devid ve Thibaud’nun çevrim içi ve çevrim dışı hayatlarını ele alıyor.

Nasıl tanıştınız?

Devid: İtalya, Milano’da en sevdiğimiz kulüp Plastic’teki bir gecede tanıştık. 2010’dan önce oluyor bu, yani randevulaşma uygulamaları henüz yoktu. Thibaud, Yeah Yeah Yeahs’in “Heads Will Roll” şarkısına dans ediyordu. Ona yaklaştım ve omzundan öptüm. Sonrası sihir gibiydi.

Thibaud: Dört ay sonra Berlin’deydik. İkimiz de küçük yerlerde büyümüştük ve sanırım bundan uzaklaşmak istiyorduk. Korkutucu bir karardı ve alışmamız zaman aldı ama risk almaktan hep keyif almışızdır. Berlin çok kozmopolit bir şehir; kendine has bir karakteri ve hamlığı var. İkimiz de Berlin’de doğmamamıza rağmen 7 yıl sonra birer Berlinli gibi hissediyoruz.

Moda anlamında kişisel pişmanlıklarınız var mı?

Devid: Bir keresinde 90’ların ünlü yüksek topuklu Buffalo spor ayakkabısını giymiştim; o dönem çok popülerdi. Yüksek bel ve çirkin ötesi deri pantolon ve deri kadın ceketiyle birlikte! Pek de hoş bir kombinasyon değildi.

Thibaud: Berlin’deki ilk yıllarımızda gerçeklik ve performans arasındaki çizgiyi sık sık geçtiğimizi hatırlıyorum. Baştan ayağa vintage giyinir, farklı dönemlerin kıyafetlerini karıştırır, sim sürer, sahte kürk takar ve leopar desenleri giyerdik. O günlerden kalma fotoğraflarımıza bakarken hala karnım ağrıyor. Kendime not: Artık vatka giymeyeceğim.

Seçenek olarak bu kadar çok marka ve tasarım varken moda dünyasında gözünüzü nasıl eğitiyorsunuz?

Devid: Moda kimliklerini ilk günden belirlemiş; net ve tutarlı bir mesajı olan ve her trende kapılmayan markaları takip etmeye gayret ediyoruz. Kişisel bir öneri vermek gerekirse emin olduğunuz şeyi giyin ve üst ve alt moda stillerini kombine etmekle ustalaşın diyebilirim.

Thibaud: İmaj çok önemli. İletişim de öyle. Bir hikaye anlatan, mirasını zenginleştiren, işlerinde daima dikkatli ve seçkin davranan ama beklenmeyene de daima yer veren markaları seviyoruz.

Moda dışında tutkularınız var mı?

Devid: Seramik ve iç mekan nesnelerine daima ortak bir tutku beslemişizdir.

Thibaud: Devid ayrıca edebiyatla alakalı her şeye çok bağlı. Raflarımız cinsiyet ve İngiliz edebiyatına dair kitaplarla dolu.

Modadaki son takıntınız ne peki?

Devid: Klasik ve Retro bowling gömlekleri. Thibaud: Ben de yumuşak örgü parçalara taktım.

Takip ettiğiniz genç moda tasarımcıları ya da küçük markalar var mı?

Devid: Berlin menşeili GmbH ve GOETZE. Kullandıkları unsurları ilginç bir şekilde bir araya getirerek sokak stilini yüksek modayla buluşturuyorlar.

Thibaud: Bir de genç İtalyan markası Sunnei ve Londralı tasarımcı Craig Green’i takip ediyoruz. Her ikisi de her koleksiyonda çok kuvvetli hikayeler anlatıyor.

Son dönemdeki çirkin spor ayakkabı trendi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Devid: Son 10 yılda gördüğümüz sokak stili trendinin devamı aslında. Şu sıralar popüler olan bu ama kesinlikle sonsuza dek sürecek diyemeyiz. Sokak stilini pek yakından takip etmiyoruz ama babalarımızın giydiği o büyük spor ayakkabıları seviyoruz. ‘90’lar nostaljisi de olabiliyor bu ya da ilginç renk veya desen paleti de. Galiba çirkin olan şeyleri seviyoruz.

Thibaud: Çirkin olan satıyor. Bu spor ayakkabılar lüks ve sokak stili arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor bence. Ama altından kalkabilmek için harika bir stile ihtiyacınız var. Fazla zorluyormuş gibi görünmemeniz lazım. Bir sonraki moda pişmanlığı olabilir mi? Çok mümkün.

Sosyal medya, özellikle Instagram sizin için önemli bir araç. Sizce gelecekte moda alanında etki sahibi olan isimler için dijital platformda neler göreceğiz?

Devid: Instagram çağında yaşıyoruz ve modanın gelişimi de bir anlamda etki sahibi insanların ve moda meraklılarının elinde. Sosyal medya bugün her konuda etki sahibi ve moda endüstrileri de bu platformun hikaye anlatıcılığı gücünden faydalanmaya devam edecek. Ama bu iki tarafı da keskin bir kılıç. Dijital platformların etkileşimi verimli kıldığı, yeni trendler oluşturduğu ve markalara finansal avantaj sağladığı su götürmez bir gerçek olsa da (çirkin spor ayakkabı mevzusunda olduğu gibi) bir trendi fazla göz önünde tutup körelmesini de sağlayabiliyor. Marka imajının kontrolünü yitirme riski gelecekte çok daha büyük olacak. Markalar bir yandan imajlarını beslemeye devam ederken bir yandan da yenilik baskısına boyun eğmemeye çalışacak.

Thibaud: Gördüğümüz her şey stilize edilmiş. Bu da ciddi bir filtre gerektiriyor. Mikro etki sahibi insanların çağı çoktan başladı mesela.
Ve bununla birlikte davranışlarımızda da bir değişim olması gerekiyor. Daha az ve daha kaliteli alışverişe bir yönelim görüyorum mesela. Moda endüstrisi de geleneksel döngüsünden gittikçe uzaklaşacak ve daha ilginç ve yeni iş modelleri nihayetinde ortaya çıkacak. Blog alanında var olmak için oldukça ilgi çekici ve heyecan verici bir zamanda yaşıyoruz.

STARECASERS’ın ortak kurucuları olarak yaşadığınız en büyük zorluk nedir?

Devid: Bu sektörde var olabilmek için daima kendinizi yenilemeniz, yeni ilişkiler kurmanız, esnek olmanız ve pek kolay olmasa da yeni şeyler denemeniz gerekiyor. Bazen yüzümüzü daha az gösterebiliyor olmayı diliyoruz, bazen de yaptığımız işin değerini sorguluyoruz. Şanslıyız ki bu projeye inanan bir parçamız hala var ve bu kısım hep kazanıyor.

Thibaud: STARECASERS çok fazla kişisel dikkat de gerektiriyor. Muhtemelen en büyük zorluk proje, kişisel işlerimiz ve eğitimimiz arasındaki zaman dengesini kurmak. STARECASERS aynı zamanda şaşırtıcı derecede benzer olan kişiliklerimizi de birbirine yaklaştırıyor ve bunun da bazı zorlukları var.

Devid/Thibaud’nun en çok sevdiğiniz özelliği ne?

Devid: Thibaud çok samimi ve detaylara karşı inanılmaz bir gözü var. Bir de beni çok güldürüyor.

Thibaud: Devid hep bir vizyona ve ona ulaşmak için bir plana sahip. Organizasyon becerileri ve pozitif tavrı beni hep şaşırtıyor.