Birsürü tasarımlarınız olduğunu fakat kimsenin sizin kim olduğunuzu bilmediğini hayal edin. Bu kulağa mantıklı geliyor mu? Kesinlikle hayır. Dışarıdan bakan biri olarak, normalde tasarımcıların yüksek egolarının aksine, Margiela gibi yetenekli birinin medyanın ilgisinden hoşlanmadığının çok da normal olmadığını söyleyebiliriz.

Jean Paul Gaultier bir röportajında ona hiçbir ey öğretmesine gerek olmadığını çünkü onun zaten her şeyi kendiliğinden ögrendigini söylemişti. O, eski olandan, doğallıktan gelen kusurlardan ve geçmişin izlerini taşıyan şeylerden etkileniyordu. Martin Margiela olmadan önce“Alti Anvers Tasarımcıları’nn yedinci üyesi(!) olan ve Jean Paul Gaultier’in eski asistanı… O’nda modanın her zaman ihtiyaç duyduğu ve duyacağı yetenek ve sihirli eller vardı. Margiela, Belcikali’nin minimalizmi ve Fransiz haute couture’unu Hermès’te birleştirdi. Bu mükemmel isbirligi MAD- Musée des Arts Décoratifs’te gözler önüne sunuldu ve 2 Eylul 2018’e kadar sunulmaya devam edilecek.

Sergi, Margiela’nin çalışmasını görmek ve algılamak için sunulmuş görsel bir firsat. Hermès için cizdigi hazir giyim koleksiyonunda kullandığı yalın renkler ve parçalar yeni kadın ve yeni bir akımın tanımlarıydı. Neticede, Martin her zaman farklı olmanın yollarını buldu. Defileleri için seçtiği mekanlar çok çeşitliydi. Louvre’un gösterişli salonlarindan uzak olan otopark, sinema, ve boş bir metro istasyonu… Çoğunlukla halka açık ve sade, herkesin girebileceği alanlar tercih ediyordu.

Margiela sessizce tepki göstermeye devam etti; yenilikçi bir tasarımcıolarak, insanların hiçbir zaman ondan beklediği şeyleri yapmadı, her zaman aykırı davrandı. Onun asi ve bağımsız karakteri ve tasarımları basının ilgisini kazandı. Simdi, merak ediyoruz, moda dünyasının bir sonraki devrimcisi kim olacak?