Raisa ve Vanessa Sason kardeşlerin markası R&V, couture tasarımlarının yanına şimdi hazır giyim koleksiyonlarını da ekleyerek, dikkatlerini üzerine çekmek isteyen tüm şehirli, şık ve cesur kadınları radarına almak üzere.

Doğdukları anda isimleri sanki bir gün modaya merak duysunlar, erken yaşlarda hayallerindeki vizyonu elle tutulur tasarımlara dönüştürsünler, yurtdışında bunun eğitimi alıp Türkiye’ye dönerek kendi işlerini kursunlar, markalarını da kendi isimleriyle adlandırsınlar diye konmuş gibi. Çift yumurtanın yaratıcı ikizlerinden Raisa, İbranice ve Rusça kökenlerinde gül demek. Vanessa ise Latince’de kelebek, Mezopotamyaca’da ise güzellik tanrıçası anlamlarına geliyor. Bir moda markanız olacaksa isminin içeriği nasıl bundan daha anlamlı ve güçlü olabilir ki?

Raisa ve Vanessa Sason ile röportaj yaptığımız sırada onlar, Mercedes- Benz Fashion Week İstanbul’da (MBFWI) yapacakları defilenin haklı stresi ve telaşındaydılar. “Tribe of R&V adını verdiğimiz 2016 İlkbahar-Yaz koleksiyonumuzun defilesinde hikaye, lüks bir kabilede gerçekleşecek. Sınırlamayı ve sınırlanmayı sevmiyoruz. Bu yüzden konseptlerimizi kendi dünyamızda belirliyoruz” diyor Raisa. “Yenilikçi, cesur, azimli, sanatsal ve mimari formlara yakın bir çizgide” olarak ifade ettikleri markalarını bir yere gittiğinde kafaların ona döndüğü, provakatif, şık ve şehirli bir kadın olarak hayal ediyorlar. Ve her sezon onunla bir yolculuğa çıkıyorlar. “Tribe of R&V, ortalama 65 parçadan oluşuyor. Koleksiyonda ipek ve dantel kumaşlarını, sedef taşını, farklı taş işleme tekniklerini, uçuş uçuş çizgilerle keskin hatların arasında duran kalıpları göreceksiniz. Renk paletimizde lila, turuncu, kan kırmızısı, çimen yeşili ve marsala var. Artık bizimle özdeşleşmiş bir malzeme olan danteli bu koleksiyonda epey manipüle edip dönüştürdük. Kalıplarda da değişikliğe gittik. Özel olarak yaptırdığımız nakış işlemeli detaylar ise defile için yarattığımız girdaba gönderme yapıyor” diye anlatıyorlar.

1986, İstanbul doğumlu Vanessa ve Raisa kardeşler, çok kültürlü ve büyük bir ailenin parçası olarak büyütülmüşler. “Ailemizde borsayla da, tekstille de, dekorasyonla da uğraşanlar var. Belki de bu sayede her iki taraftan da bir şeyler öğrendik” diyorlar. İlk kez 15 yaşındayken çanta tasarlayarak buradan kazandıkları parayla kendilerine dikiş makinesi alan kardeşler, hala tüm maddi birikimlerini işlerine yatırıyor. “Keşke o çantalardan bir tanesini olsun saklamış olsaydık, belki yıllar önce satın almış olanlardan biri bu röportajı okur da bize yollar! O zamanlarda barok döneme çok ilgi duyuyorduk, o yüzden ortaya jakar deri ve kadife karışımı bir tasarım çıkmıştı” diye anımsıyorlar şimdi.

Aslında düşününce, evet onlar ikiz ama her ikisinin de aynı anda, aynı yoğunlukta bir ilgiyle modaya yönelmesinde bence mucizevi bir yan var. Sonuçta pek çok yumurta ikizi var ki biri doktor olurken diğeri yazarlık yapabiliyor. “İkiz olduğumuz için ailemizde bizi aynı şekilde giydirmek gibi bir eğilim varmış. Büyürken biz de bundan yola çıkarak kendi kombinlerimizi oluşturmaya epey erken yaşta başlamışız. 13 yaşındayken kendi elbiselerimizi dikip terziye yaptırıyormuşuz mesela. Annemizin çeyizindeki ipek sabahlıkları yırtık jean’lerimizin üstüne giyiyormuşuz. Şimdi pek isabetli ve havalı olduğunu iddia edemeyeceğim böyle bir sürü tarz deniyormuşuz yani! Hep bu iş için doğdumuzu hissetmiştik sanırım” diyorlar. Ardından lise ve üniversite eğitimi için Londra’ya gidip London College of Arts’ta sahne kostümü tasarımı bölümünde okuyorlar. “Bir süre sonra ilgi alanlarımızı gözlemleyerek, hocalarımız bizi bu spesifik bölüme yönlendirdi. İyi ki de öyle olmuş, çünkü sahiden de müzikle ve sahneyle motive olup heyecanlanan insanlarız” diyor ikizler. Çarpılacak duvarlar olmadığı için muhakkak ki Londra’nın onlara bir sınırsızlık kattığını düşünüyorlar.

Ama sahne kostümü okuyup, böyle teatral ve görkemli bir temel üzerinde yükselip burada öğrendiklerini giyilebilir parçalara dönüştürmek, bir nevi sadeleştirmek ve gerçekçi hale getirmek aslında çok da kolay olmasa gerek. “İlk tasarladığımız parçalarda zaten teatral doneler çok baskındı, tasarladıkça taşlar yerine oturdu. Ama bu demek değil ki sahne referanslarından bütünüyle vazgeçtik. Bunun üzerimizde hala duran gölgesini önümüzdeki sezonlarda göreceksiniz.”

R&V, ilk şovlarını 2013’ün Ekim ayında, 2014 İlkbahar-Yaz koleksiyonlarıyla yaptı. MBFWI’te yaptıkları son defileleri ise beşincisiydi. Daha uygun bütçeler ile daha fazla kişiye ulaşabilecek ve satışı shopraisavanessa.com’da yapılacak ilk hazır giyim koleksiyonlarını çıkarmanın da heyecanı var üstlerinde bu sıralar. Çünkü kişiye özel couture tasarımlar yapmayı sevdikleri ve Nicole Scherzinger ve Anna Beatriz Barros gibi ünlü kadınları giydirmeyi sevdikleri kadar; daha fazla kadının yaşamına değmeyi de önemsiyorlar.

Köpekleri Bambam ve Mogli ile hep bir aradalar. Onlar da Raisa ve Vanessa ile işe geliyor, yemeğe çıkıyor, tatile gidiyor. Hayvan hakları konusunda duyarlı ve hassaslar. Sporu yaşamlarından eksik etmiyor, her gün pilates, kickbox ya da yürüyüş yapıyorlar. Raisa, kitaplara, Vanessa resim yapmaya ayrıca düşkün, gizli tuttuğu tablolar yapıyor bir yandan. Kemer ve bot, Raisa’nın stilinin anahtar parçaları, zaten aksesuarlar, onun için bir kombinasyonun en hayati unsurları. “Barbara Martelo ve Emmanuelle Alt’ın tarzlarını kendime yakın hissediyorum. Ivy, Toga Burla, Isabel Marant ve vintage dükkanlardan alışveriş yapıyorum genelde” derken, Vanessa, elbiselere ve takıya meraklı olduğunu söylüyor. Alışveriş adresleri aynı, ama stil manasında onun favorisi, Erin W. Asson.

Raisa & Vanessa markası, bugün tam 11 yaşında. Onlar çok erken bir yaşta, henüz 18 yaşındayken bikini tasarımlarından sonra bunun aslında bir marka çatısı toplanabileceğini fark ederek işlerini kurmuşlar. Zaten çalışmadan duramıyor, uzakta bile olsalar ofisten haber almadan rahat edemiyor, işleri olmadan nefes alamıyorlar. Mesela bu sene bayram dolayısıyla ilk defa ofislerini 10 günlüğüne kapatmışlar, “Tatilden döndüğümüzde çalışmak için ağlıyorduk desek yeridir” diyorlar. O zaman ne mutlu hem onlara hem de bize. Çünkü günün sonunda bu tutkuları, hem onların, hem de giydirdikleri kadınların yaşamlarını daha güzel bir yer haline getiriyor.