Şehre ve dokularına dair iki eseriyle sanatçı Nihan Yardımcı Çetinkaya, bu ay 10. kez düzenlenen Uluslararası Floransa Bienali’ne katılan tek Türk olarak İtalya’ya gidiyor.

Şehir ve Doku ( City and Texture), Şehrin Sanatçıları. ( Stars and the City). Bunlar bir film veya yarışma adları değil; bu yıl 10. kez düzenlenen Uluslararası Floransa Bienali’ne davet edilip katılmak üzere seçilen tek Türk olan, sanatçı Nihan Yardımcı Çetinkaya’nın oraya giderken beraberinde götüreceği eserlerinin isimleri. “Süreç, geçtiğimiz Nisan ayında seçici komite tarafından bana bir davet e-maili gelmesiyle başladı. Akabinde, ilgilendikleri işlerim arasından hangileriyle ilerlememiz gerektiği konusunda iletişime devam ettik. Çalışmalarımın genel teması ve kullandığım teknik, bienalin bu seneki vurgusuyla örtüşüyor. Kanımca davet almamda bu çok etkili oldu. Ayrıca bağımsız sanatçılar yurtdışında gerçekten büyük destek görüyor” diyor Nihan.

Söz konusu hem bir bienal, hem de Floransa gibi tarihi boyunca sanat ve sanatçılarla özdeşleşmiş, oturaklı bir şehir olunca Çetinkaya’nın başarısının etkisi iki katına çıkıyor. Bu yıl 17- 25 Ekim tarihleri arasında yapılacak, 60 ülkeden sanatçıların video, fotoğraf, resim, heykel başlıkları altında eserlerini paylaşacağı bienalin teması bu kez epey enteresan: Art and the Polis, yani Sanat ve Polis. Ama siz görünene kanmayın hemen, buradaki kelime oyununun aklınıza ilk düşürdüğü anlama inanmayın. Çünkü bu kez polis, bildiğimiz polis değil. Nihan anlatsın: “İlk bakıldığında sanat ve polis gibi görünen tema, aslında sanatçıları Yunanca’da ‘şehir’ anlamına gelen ‘polis’ kelimesinin temellerine bakmaya sevk ediyor. Floransa’nın başta Michelangelo gibi olağanüstü bir sanatçı olmak üzere nice üstada ve kaşifin ‘ev’ dediği yer olmuş olması bana müthiş ilham veriyor.”

Nihan ise bu belirlenen bu temaya ‘doku’ üzerinden yaklaşmayı ve onu ‘zaman içinde başkalaşan deneyimler’ olarak yorumlamayı seçmiş. Önceleri figüratif çalışmayı tercih ederken, son yıllarda genelde doku üzerinden yürümeyi sevdiğini söylüyor. Tam da burada atlamadan eklemeliyiz ki; Nihan’ın tek mesleği ressamlık değil. Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu sanatçı, aynı zamanda bir iç mimar. İki mesleğin nerelerde kesiştiğini, nasıl yan yana yürüdüğünü sorduğumuzda şöyle anlatıyor: “Annem Serap Öğün Yardımcı’nın da ressam olması sebebiyle doğduğum andan beri bir atölyenin içindeydim, boyalar ve tuvaller yaşamımın doğal bir parçasıydı. Bana göre kendimi ifade edebilmek ve hayal ettiğim şeyleri gerçekleştirebilmek, hayattaki en büyük hazlardan biri. Hem iç mimar, hem de ressam yanım, bu temelde yükseliyor.

İkisinde de önce hayal edip sonra yaratıyorsunuz. Bu yaşam şekli beni mutlu ediyor ve kanımca, mutlu insanın yaratımları da başarılı oluyor. Her iki işimi yapmaya bu yüzden devam ediyorum. Eşim Kaan Çetinkaya’nın yöneticisi olduğu Space Architects and Designers mimarlık ofisinin de bunda çok katkısı var. Pek çok otel ve konut projesinde birlikte çalışıyoruz.”

İç mimar tarafının resim tarafına değdiği alanlardan biri de eserlerinde kullandığı malzeme seçimleri aslında. Çimento, alüminyum, soba boyası ve ahşap gibi resimle bir anda örtüştüremeyeceğimiz malzemeler, bir yolunu bulup Nihan’ın tablolarına sızıyor hep. Sanat haberlerini takip edenler ve sergilere mesailerini ayıranlar onun adına 2012 yılının sonunda açtığı ve büyük başarı kazanan Ruloylamala adlı ilk kişisel sergisinden de aşinadır. Hatta aynı seriyi 2014 Nisan ayında açtığı Ruloylamala-2 takip etmişti.

Anımsattık çünkü bu sergilerin, Nihan’ın Floransa Bienali’ne katıldığı eserlerini yaratmasında da payı var. “Bundan üç yıl önce Ruloylamala-2 adlı sergime hazırlanma sürecinde, şehrin kendisi ve yarattığı, sahip olduğu dokuları ele alan Şehir ve Doku başlıklı bir seri hazırlamıştım. Bienal’e katılan iki eserim de işte bu seriye ait. Kullandığım teknik ve seçtiğim malzeme anlamında uzun bir sürenin sonunda ortaya çıktılar. Bir araya gelmesi zor malzemeleri yan yana getirmek, doku katmanlarını üst üste çalışmak ve detayları geniş yüzeylerde uygulamak, zaten eserlerimin genel üslubu. Eserlerimdeki dokular bana göre hisleri temsil ediyor. Muhtelif katmanların birlikteliğiyle izleyiciye mesajımı aktarıyorum.

Şehir ve Doku’da yüzyıllardan beri var olan İstanbul’a has dokuları mimari bir yerden ele aldım, Şehrin Sanatçıları’nda ise yine İstanbul’u baz olarak kullandım ama bu kez yetiştirdiği sanatçılara atıfta bulundum. Bu sembollerden biri de Türkan Şoray oldu” diyor. Şimdi Çetinkaya’yı bir parça stresli ama çok mutlu bir başka yolculuk, bir Floransa seyahati bekliyor.