Bir terapi odası… Son çare olarak derdini bir uzmana açmaya karar vermiş, kabına sığmayan, genç bir kadın… Tecrübesine rağmen ilk kez böyle bir ‘vaka’yla karşılaştığı için ne yapacağını bilemeyen bir terapist… Türkiye’den genç bir oyun yazarının, Milay Ezengin’in kaleminden çıkan ‘Terk’teki bu karakterlere Öykü Karayel ve Reha Özcan hayat veriyor. Oyuna bir adım daha yaklaşmanız için sözü onlara bırakıyoruz.

Oyun bir terapi odasında geçiyor. Bir oyuncu olarak size ne ifade ediyor bu mekan? Yaratıcılığınızı tetikleyen bir şeyler sunuyor mu size?

Öykü Karayel: Terapi; doğası gereği anlama, dinleme ve  yargılama prensipleri üzerine kuruludur. Oyuncunun, canlandırdığı karakteri anlayabilmesinin veya karakterle empati kurabilmesinin aşağı yukarı aynı temel dinamiklere dayandığını düşünüyorum. Karakterin öykü içerisinde cevap verdiği terapi onu daha katmanlı bir biçimde tanımamızı sağlıyor. İnsanın duygusal bağlamda en yalın ve en çıplak olduğu yerlerden biri burası. Bilincinin bu alt katmanlarında yaşanan şeylerin dışarıya nasıl tezahür edeceğini ölçüp tartmak hem çok zor hem de çok eğlenceli.

Reha Özcan: Mekan, oyuncunun kendini ifade etmesine ne kadar yardımcı olursa, oyun kişisi sizi sürekli yeni alanlara götürüyor. Bu renkli ortam her oyuncuyu cezbeder zaten.

‘Terk’ için bir iyileşme hikayesi demek doğru olur mu? Siz nasıl anlatırsınız oyununuzu?

Öykü Karayel: ‘İyileşmek’ derinlikli bir kavram. Oyun, karakterlerin beraber geçirdiği birkaç saati gösteriyor. Sağlıklı ve kalıcı bir iyileşme durumu için oldukça kısa bir süre bu. Ben okuduğum ilk anda oyunun iyileşmekten ziyade yüzleşmek üzerine olduğunu düşündüm. Karakter bir gün iyileşmiş olabilir ama oyunun zaman çizgisi içerisinde tartıştılan mesele bu değil. Burada daha ziyade hasır altı edilen zararlı duyguların ne kadar yıpratıcı olabileceğini inceliyoruz. Kırılma noktasındaysa karakterler kendi hayaletleriyle karşı karşıya geliyor ve ‘iyileşme’ durumunun emareleri gözükmeye başlıyor.

“Depresyonun ilk evresi ’inkar’la son evresi ‘kabullenme’ arasında acı dolu, kocaman bir yolculuk var.” Öykü Karayel

Anıların yeniden inşasına göndermeler yapılıyor metinde. Siz bu konuyla ilgili ne söylersiniz? Hafızaya bakışınız nasıldır?

Öykü Karayel: Hepimiz geçmişimizden acı-tatlı birçok hatırayla geliyoruz. Anne-babamızın bizi azarladığı gün yediğimiz dondurmanın tadını hatırlamayabiliriz. Muhtelemen güzeldir. Bir şeyin aklımızda yer etmesi ve bu yaşımıza kadar peşimizden gelmesi için bizi temelimizden sarsacak kudrete sahip olması gerekli. Hatırlayacağımız şeyin dondurma değil de döktüğümüz gözyaşı olması gibi. ’Terk’, bize güzel anıların da uzaklaştıkça buruk hatırlandığını gösteriyor. Eski fotoğraflara baktığımız zaman duygulanmamızın sebebi de bunun altında yatıyordur belki. O zaman çok mutluyduk. Şimdiyse biliyoruz ki o zaman bir daha geri gelmeyecek.

Reha Özcan: Olaylar zamanla sadece sizin hatırladığınız şekliyle kalıyor hayatınızda. Başka bakış açıları eklendikçe insan çoğalıyor, bunun disiplininden besleniyor sanat. Estetiği seyirci sorguluyor.

Oyunun cümlelerinden biri de şu: “Gerçek böyle buruşturur işte yüzünü. Sonra iyi gelir ama. Bir daha istersin.” Metni okuduğunuzda neler düşündürdü size bu cümle?

Öykü Karayel: Tedavi çok meşakkatli ve yorucu bir süreç. Depresyonun ilk evresi ’inkar’la son evresi ‘kabullenme’ arasında acı dolu, kocaman bir yolculuk var. Duygu durumu halihazırda bozulmuş bir insan bu sancıları yaşayacak takati kendinde bulamayabiliyor. Cesaretinizi toplayıp sizi kıran şeylerin üzerine gittiğiniz zamansa gerçeği buluyorsunuz ve iyileşme süreci burada başlıyor.

Reha Özcan: Ben bu cümlenin seyircide bırakacağı etkiden ziyade, sahne gerçeğine nasıl hizmet edeceğiyle ilgilendim. Bazı anlamlar sizin söyleyişinizle bir komut oluşturmamalı, seyircinin doğru duyması sağlanmalı. Bu o anlardan biri. Seyircinin oyuna katılması için iyi bir katolizör cümle bu benim için.

Neden bu oyunu seçtiniz?

Öykü Karayel: ‘Terk’in cesareti bir oyuncu olarak beni çok cezbetti. Hem işlediği hikaye hem de anlatım dili bakımından cesur denebilecek bir oyun.

Reha Özcan: Bazen rol sahibini bulur. Sanırım benim oynamam gerekti. Bu sene birçok oyun okudum, bazıları çok kafamı karıştırdı ama “Bu oyunu oynamalısın” diye bir ses çağırdı beni hep… Her şeyi de bilemem, gerek yok zaten (gülüyor).

“Bazı anlamlar sizin söyleyişinizle bir komut oluşturmamalı, seyircinin doğru duyması sağlanmalı.” Reha Özcan

Türkiye’den genç bir oyun yazarının oyununda yer almak üzerine ne söylersiniz?

Öykü Karayel: Gurur verici bir mesele bu. Milay’ın (Ezengin) aynı zamanda üniversite yıllarında tanıştığım, en yakın arkadaşlarımdan biri olması bu gururu ikiye katlıyor. Maalesef parmakla sayabileceğimiz kadar az oyun yazarımız var. Genç bir yazarın elinden bu denli derinlikli bir oyun çıkması bence umut vaat eden bir durum.

Reha Özcan: Onun ifade etmek istediklerine güç katabilmekten gurur duyarım. Bir yerli yazar oyunu daha ihtimam göstereceğim mecradır. Mutluyum.

Bu, ikinizi buluşturan ilk oyun. Nasıl bir araya geldiniz? Oyunun ritmini nasıl yarattınız?

Öykü Karayel: Milay’la oyunu sahnelemeye karar verdiğimiz an erkek oyuncunun en önemli unsur olduğu konusunda hemfikir olduk. Hikaye kızın perspektifinden anlatılıyor olsa da oyun bize göre adamın oyunuydu. İzleyicinin gözünde antipati uyandıracağı ve hatta alenen ‘kötü’ pozisyonuna düşeceği noktada, “Ben kötü değilim, ben benim” diyerek sempatikleşen bir antikahramandan söz ediyoruz. Bu varolma çabası bana çok etkileyici geliyor. Yanlış kişilerin elinde çok tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bu rolü ancak Reha gibi iyi bir oyuncu kotarabilirdi. İkimiz de sahne üzerinde bencil oyuncular değiliz. Sürekli bir alışveriş halindeyiz. Bu sayede oyunun ritmi her akşam yeniden inşa oluyor.

Reha Özcan: Evet, bu bizim ilk buluşmamız. Ben bu buluşmayı sevdim. Prova süreci zor başladı, diziyle birlikte prova yapmak çok zor. Sağolsun, yapım çok güzel organize etti. Ayşegül Hardern’le çalışıyorum 2.5 yıldır, onun katılımıyla yaratı sürecim hızlandı ve bu noktaya geldik.

Türkiye’de sahne sanatlarının bugününe nasıl bakıyorsunuz? Neler sizi tatmin ediyor, neleri eksik görüyorsunuz?

Öykü Karayel: Daha fazla yerli yazara ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Bu coğrafyanın anlatılacak çok değerli hikâyeleri var.

Reha Özcan: Popüler kültür ve tüketimi kolay bir yola girdi, tiyatro akımları. Gerçeğindense, sahteleri daha fazla kar getiriyor. Kar mantığı saçma, bu işte. Bu yanıltabilir yapanı da, izleyeni de… Lakin kolay tüketilecek şeyler için dizi, üzerinde kafa patlatıp ufkunuzu genişletmek için tiyatro izlersiniz. Birçok sanat gibi… Bu gerçekle tekrar karşılaşacağız. Umarım…