İÇİMDE MÜCADELE DEVAM EDİYOR

Şarkılarıyla; yağmurlu sabahlarımızdan, kendimizi sorguladığımız günlerden, hayatla dalga geçtiğimiz anlardan ve elbette aşk hikâyelerimizden geçmiş, milyonların kalbine dokunmuş biri o… Türkiye’nin Mazhar Alanson’u. Şimdi, grubu MFÖ’yle birlikte yapacağı yeni albümün müjdesini veriyor.

Karşımda oturan Mazhar Alanson’a bakınca; yaşamın sırlarını büyük ölçüde çözmüş, bütün mecburiyetlerden ve kendini kanıtlama zorunluluklarından arınmış, içten içe hayatla dalga geçen ama eskiye oranla çok daha fazla canı sıkılan bir adam görüyorum. Ne kadarı doğru bunun?

Bir kısmı doğru. Yaşamın sırlarını çözmüş gibi görünüyor olabilirim. Ama hepsini çözemedim elbette. Çözdüklerimi de ne kadar uygulayabiliyorum bilmiyorum. Kendimi ‘olmuş’, yaşamın hakkını veren biri gibi görmüyorum. İçimde mücadele devam ediyor. Hayatla dalga geçerim, evet. Benden beklenmeyecek şakalar yaparım insanlara. Çok hoşuma gider. Ve canım sıkılır, doğru… Zaten sıkıntıdan doğar şarkı sözleri.

‘Mutlu bir insan’ olarak tanımlar mısınız kendinizi?

Çok şükür mutluyum. Eskiden daha hareketliydim, yerimde duramazdım. Şimdi daha bir oturur oldum. Ayaklarım daha çok yere basıyor artık.

Bu iyi bir şey mi?

Öbür türlüsünden iyi.

Günlerden pazartesi, akşam oluyor, yaz bitiyor… Gündeminizde neler var?

Üçümüz (MFÖ) yeniden cd yapmak üzere harekete geçtik, gündemimde o var.

“İnsan ne kadar yer kaplayabilir? Bir kağıt, kalem… Yanında da gitarın var işte… Ama sonra o alanın genişlemesi, bir konserde insanların o şarkıyı sana geri söylemesi, işte o bir mutluluk anı… Onu tekrar yaşamak istiyorsun.”

‘Hadi yeniden birlikte bir albüm yapalım’ kararı nasıl alınıyor?

O “Hadi”yi diyen ben oluyorum genelde. Onların da hiç reddettiği olmadı bugüne kadar. Çok ara vermişiz ama bu kez.

Neden tek başınıza yapmak istemediniz de yeniden bir grup albümüne giriştiniz?

Grupla olunca daha kuvvetli, daha çarpıcı oluyor, daha büyük bir kitleye ulaşıyor.

Nasıl bir albüm olacak bu?

Eski usulle yapacağız. Yani şöyle… Geçen seferki albümümüz, iyi bir albüm değildi. Çünkü üçümüz de ayrı stüdyolarda çalışmıştık. Kendi aranjörlerimizle… Onun birleşmesi bir tuhaf oldu. Yapaydı. Bu sefer ‘Ele Güne Karşı’daki samimiyeti yakalamaya çalışacağız. Her şeyi biz yapacağız. Hiçbir aranjör işin içine karışmayacak. Baştan sonra kadar bir bütünlük içinde olacağız. Dinleyenler bilecekler ki bu bizim onayımızdan geçmiş bir iş… Olgunluk çağımızın bir meyvesi denebilir.

Ne gibi aşamalardan geçiyor albüm bize ulaşana kadar?

Ben sözleri yazıp Fuat’a götürüyorum. O hemen onları en güzel şekilde besteliyor. Özkan da aynı şekilde… Onda da şu an hazır bir şeyler var.

Sözleri büyük ölçüde siz yazıyorsunuz…

Evet. Sözlere bir senemi verdim bu kez. Çok çalıştım. Kağıtlar, defterler dolusu yazdım. Çok ıstıraplı, çilelidir o yazım süreci. Normalde şiir olarak başlarım yazmaya, sonra kafiyeler ekleyerek onu şarkı yaparım. Bu sefer direkt şarkı sözü yazdım.

Nelerden bahsediyorsunuz bu şarkı sözlerinde?

Hayat, aşk, ayrılık, mutluluk… Hepsi var.

Size “Tamam, bu şarkı oldu” dedirten şey ne oluyor?

Profesyonellik. Artık biliyorsun o dizeden sonra ne gelmesi gerektiğini, biz sözün kaç kez tekrar etmesi gerektiğini…

Sizin gibi artık efsane haline gelmiş birine bir albüm daha yapma motivasyonunu ne veriyor?

Bilinsin istiyorsun. Senin bir köşede yaptığın bir şarkıyı, beş bin, on bin kişinin aynı anda söylemesi bütün mesele… ‘Ah Bu Ben’i şu kadarcık bir yerde yaptım. İnsan ne kadar yer kaplayabilir? Bir kağıt, kalem… Yanında da gitarın var işte… Ama sonra o alanın genişlemesi, bir konserde insanların o şarkıyı sana geri söylemesi, işte o bir mutluluk anı… Onu tekrar yaşamak istiyorsun.

Ülkenin içinde bulunduğu durum ne kadar etkiliyor yaratım sürecinizi?

Çok etkiliyor tabii. Kafanın üstünde jetler uçarken, etrafta bombalar patlarken, insanlar ölürken nasıl aşk şarkısı yazabilirsin? Hayatta zevk alınacak çok şey var. Ama yaşadığımız çağ, kabus çağı… Ben de bu koşullarda devamlı mum ışığında şarkı sözü yazmıyorum.

Gelecekten umutlu musunuz?

‘Benim hâlâ umudum var’. Umudu kaybetmek iyi bir şey değil. Savaşta bile olsan umutlu olmalısın.

45 yıldır ayakta olan bir yapının mimarlarındansınız. MFÖ’ye bakınca ne hissediyorsunuz şimdi?

Rolling Stones’la biz kaldık, dünyada da başka yok. Gururluyuz tabii de… Günlük hayatta bunları düşünmüyoruz pek. Yeni şeyler yapmakla meşgulüz. Önemli olan bir günün bir gününe benzememesi… Ben hep kendime onu sorarım; “Mazhar bugün bir-iki satır ekledin mi yaptıklarına?” Ekleyebildiysem tamam, güzel bir gün geçmiştir. Onun için çalışmakla uğraşırım hep. İşin tamamı çalışmadır çünkü. Öyle “İlham geldi, hadi bakalım, şuraya bir ‘Sana sarı laleler aldım’ yazayım” değildir. İlk satırı yazarsın, o daha önce yazdığın bir dörtlükle birleşir, aradan bir şeyi çıkarırsın… Karışık bir işlemdir o. Bunlarla meşgul kafam, gururlanmakla değil. İleride biz öldükten sonra ruhumuz ya da geride kalanlar gururlanır. Biz kalıcılığa aldırmıyoruz, eski şeylere tutunmuyoruz. Yeni şeyler yapabiliyoruz. Bu beni çok mutlu ediyor.

Ne hissediyorsunuz bugün Fuat Güner ve Özkan Uğur için? Aile gibiler? Aileden de öteler? Arkadaşız işte?

Büyük bir aileyiz biz. Karılarımız da işin içindedir.

İnsanın sırtını yaslayabileceği ikinci bir ailesinin olması güzel bir şey olmalı…

Öyle. Birbirimizin eksiklerini tamamlıyoruz. Transformers oluyoruz üçümüz birleşince. Araba ayağa kalkıyor, kollarını açıyor, bir hallere giriyor (gülüyor).

Birlikte bir konsere çıkmadan hemen önceki 10 dakika nasıl geçiyor?

Yarım dakikamızı alır repertuvarı düzenlemek. Sonra geyik yaparız, gündemde olan bir hadiseyi konuşuruz. Ama sonra kulaklıkları açarız, o sırada kulis sessizdir. Hafif hafif sahneye doğru giderken seyircinin uğultusu gelmeye başlar. Orada bir tribe girersin. “Kopacak iş” dersin. Çalıp söylemek ibadet gibi bir şey. Parasal bir karşılığı yok. Biz parayı sahneye çıktığımız ana kadar olan sürede hak ederiz. Havaalanlarında beklemek, o rötarlar… Bilmediğin bir otel odası… Televizyona bakarak geceyi beklersin… İnsanlar kapıda olduğu için çıkamazsın odadan… En iyi şartlarda yolculuk etmemize rağmen, yol istemiyorum artık. Herhalde yaşlandım…

Artık söylemekten sıkıldığınız ama seyirci istediğiniz için söylemek zorunda kaldığınız şarkılar var mı?

Yok. Sıkıldığımız parçayı hemen çıkarırız. Aynı şarkıyı söylesen bile sonuç her defasında farklı olur. Dinleyenler farklıdır çünkü. ‘Yalnızlık Ömür Boyu’yu her defasında başka türlü söylersin o yüzden. Ve o bir kopuş anıdır. Sıkılmazsın.

Sahneden indikten sonra neler yapıyorsunuz, neler konuşuyorsunuz kendi aranızda?

Ses tesisatı konuşulur genelde. “Mikrofon nasıldı”, “Şu şarkıyı iyi söyledik mi” falan… Gençliğimde çıkışta partiye falan giderdim ama son yıllarda öyle bir şey yok.

Yaşlanmanın en güzel yanı ne?

En kötü tarafından başlayalım mı? Kulağımda kıllar çıktı! Başka bir şey yok, hamdolsun. Yaşın ilerledikçe çevreni çok küçültüyorsun. Dışarıda binlerce hikaye, binlerce hikâyayle birleşip milyonlarca, milyarlarca hikaye halinde üstüne geliyor. İnsanlar da enerjini alıyor bazen. Bunu istemiyorsun. O yüzden sana hayrı, güzelliği dokunacak insanlar seçmeye gayret ediyorsun. Gençliğindeki gibi yük taşımıyorsun. ‘Bilmemne şöyle olmuş, falanca böyle yapmış’larla vakit kaybetmiyorsun artık. Belki televizyonu biraz fazla seyrediyorsun bir de. Gece belli bir saatten sonra sürekli açıktır bizde… Evlenme programlarının falan hepsini biliriz Biricik’le (Suden).

Nasıl geçiyor bir gününüz?

Daha çok oturuyorum. Devamlı müzik dinliyorum.

Ne dinliyorsunuz?

Eskileri dinlerim. Gençlik yıllarımın müziklerini… 70’ler, 60’lar… Beatles… Country müziği severim. Yeni bir şey dinlemem.

Biricik Hanım’la çok uyumlu bir çift gibi görünüyorsunuz. Bunun bir sırrı var mı?

Eğer evin hanımı bir sebepten ötürü celallenmişse mahallenin etrafında bir tur atmalarını, döndüklerinde hâlâ kızgınsa bir tur daha atmalarını tavsiye ederim erkeklere.

 

Photography by Fora Norman