Genetiğinde dünyaya duyulan merak ve hayranlık, arşivinde ise yılların birikimi var. En güçlü yanı desenleri olan Etro’nun ruhuna baktık. Kayda değer bir tablo bulduk.

Etro bunu hep yapıyor. Her büyük modaevinin kendine has bir alametifarikası vardır elbet, ve hal böyleyse Etro’nun güçlü eli de hiç şüphesiz, desenlerinden geliyor. 1968 yılında Gerolamo Etro tarafından en çetrefilli desenleri müthiş lüks kumaşlara uygulayan bir tekstil üreticisi olarak kurulduğundan bu yana imzası haline gelmiş şal desen başta olmak üzere yıllar var ki bu iş onlardan soruluyor. En son koleksiyonları olan 2016 Resort’un bize hatırlatıp düşündürdüğü işte bu oldu. Bu yazı da ondan doğdu. Tabii, Kate Moss’un yüzü olduğu ve fotoğrafları hem yakın dostu hem de onu en iyi hissettiren moda fotoğrafçısı Mario Testino’nun çektiği 2015 Sonbahar/Kış reklam kampanyasının muhteşem görsellerinin zihnimize kazınmasının da bunda payı var. Moss’un, Etro’nun en görkemli ve karakteristik desenlerinden bazılarını giydiği, bazılarının da uzandığı yatakta ona fon oluşturduğu çekim, modaevinin tam da özünün altını çiziyordu çünkü. Bu yüzden bu denli başarılı oldu. Bazen sadelik ve sakinlik, en çarpıcı sonuçları verebiliyor.

2016 Resort’a dönersek: Markanın kreatif direktörü Veronica Etro, söz konusu koleksiyon için, “Çok sevdiğim ressam Matisse’in renkli ve oyunbaz desenlerini imzamız haline gelmiş şal motifiyle birleştirdim” derken isabetli bir özet yapıyordu, hem zaten o söylemese bile grafik çizgilerden en göz alıcı ve hatta frapan olanlara, yarattığı motifler tam da bunu ifade ediyordu. Hem zaten Etro’nun biyografisini en kısasından özetleyecek olsaydık; 70’li yılları ‘kurulduğu ve şal ( paisley) desenini imzası haline getirdiği’, 1980’leri deri aksesuar ve ev ürünlerine el attığı, 1990’ları ise her şeyiyle tastamam hazır giyim koleksiyonlarını kimliğine dahil ettiği ve hatta 1996’da ilk kez Milano Moda Haftası’na katıldığı yıllar olarak adlandırabilirdik.

Başından beri bir aile şirketi sisteminde ilerleyen Etro’da kurallar bugün de hala böyle işliyor. Dört kardeşten Veronica kadın, Kean erkek giyimle; Jacopo ve Ippolito ise tekstil ve aksesuar kısmıyla ilgileniyor. Bu arada söyleyelim: Ippolito, aynı zamanda şirketin CEO’su. Aile içindeki bu tutarlılığın bir uzantısı olarak klasik Etro imajı da yıllar yılı sarsılmıyor, değişmiyor: Göz kamaştırıcı desenlerdeki birbirinden ayrı parçalar, parlak kumaşlar, alışılmadık renk kombinasyonları, etnik referanslar, öyle veya böyle ama daima feminen duruşlar. 2016 Resort koleksiyonunda gördüğümüz, bu kez ağların içine gizlenmiş ya da bohem elbiseleri hareketlendirmiş şal deseni, kimono ceketler ve püskül detaylarla tamamlanan kombinler tam da bu sürekliliğin kanıtıydı.

Etro’nun desenlerle arasındaki sıkı bağda ve entellektüel referanslarında aslında en büyük rol, üzerinde yükseldiği genetik kodda. Bunu anlatmak için hikayenin en başına gitmemiz gerek: Modaevinin kurucusu Gerolamo Etro, üniversitede ekonomi eğitimi almış bir gezgin. Erken yaşlardan beri dünyaya tatmin olmaz bir merakla bağlı, hep heyecanlı. Kültüre ve antrepolojiye ilgisi büyük. Ve tekstil üzerine bir iş yapmaya karar verdiğinde bunu tam da dünyadan gördüklerini, gözünün beğendiklerini somutlaştırabileceği desenler üzerinden kuruyor, var olanları hayal gücüyle birleştirerek yenilerini yaratıyor. Rafine, doğal ipliklerden yaptırdığı kumaşları capcanlı renklerle birleştirerek, kısa süre içinde Etro’nun imzası haline gelecek tarzı oluşturmaya başlıyor. 70’li yılların ortalarında Milano’daki ana merkezlerini bütünüyle yeniledikleri sırada ailece moda ve tekstil üzerine kitap ve sanat eserleri biriktirmeye, böylece adım adım bir kütüphane yaratmaya başlıyorlar. Devamında da bunun yarattığı gelenekten beslenerek ilerliyor Etro. Hatta Jacopo Etro’nun küçükken sürekli bu arşivi ziyaret edip kumaş desenlerini kopyalamaya çalıştığını, kendi kreatif üslubunu bulmasında burada yaptığı deneylerin çok büyük yeri olduğunu söylediğini biliyoruz. Keza, ev tekstili ve mobilya kategorisinde kendilerine yer açmaya karar verdiklerinde ilhamı Hindistan’da aramaları yine tesadüf değil. Çünkü Etro ailesi, kendi cümleleriyle, ‘moda ve tekstili bir ruh halinin dışa vurumundan ziyade sanatın bir formu’ olarak görüyor. Kean Etro, markalarının tarzını ‘hiç de agresif olmayan, şiirsel bir anlatım’ ifadesiyle özetliyor.

Etro, merkezine trendlerin genel geçerliğini değil; sanatı, detayı, kalıcılığı koyuyor.

Bu perspektiften bakınca paisley (şal deseni), tam da onlara yakışıyor. Orijinal olarak Pers İmparatorluğu’ndan, yani bugünkü İran’ın topraklarından doğan, antik ve dekoratif bir desen olan paisley, aynı zamanda yaşam ağacı olarak da nitelendirilen hurma ağacını sembolize ediyor çünkü. Yani öyle herhangi bir ağaç figürü ya da çiçek deseni hiç değil.

Söz dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor aslında: Etro, merkezine trendlerin genel geçerliğini değil; sanatı, detayı, kalıcılığı koyuyor. Zaten desen kültürü dediğimiz şey de ancak buradan doğuyor ve tüm dünyadan Mika Ninagawa, Erik Madigan Heck ve Thukral & Tagra gibi sanatçılarla işbirliği yapmayı öngörmek de yine böyle oluyor.

Madem öyle, yazıyı da Etro ailesinin konuya dair kendi içgörüleri ile kapatalım: “Marka olarak arşivimizde 18. yüzyıl Hindistan, Fransa ve İngiltere’sinden antika şal ve kaşmirler biriktiriyoruz. Ama sadece bu da değil; ev mobilyası kumaşları, egzotik tekstil ürünleri, İtalyan desenleri ve Afrika, Asya ile Güney Amerika’dan kitaplar da koleksiyonumuzun ana başlıkları. Yeni bir koleksiyon yaratmak üzere işe koyulduğumuzda önce buralara bakıyoruz. Bazen, muhtemelen başka markalar için pek bir şey ifade etmeyecek, belli başlı bazı renklerle yan yana gelen bir desen bizim için olağanüstü bir şeye dönüşebiliyor. Bazen de ilhamlarımız çağdaş sanat eserlerinin eski, klasik desenlerle yan yana gelmesiyle doğuyor. Her şey zaten arşivlerde var. Bize düşen yalnızca onu yeni yaratıcı bir vizyonla yorumlayabilmek.”