Eda, çizgilerini zamansızlığa emanet ediyor… Onun için lüks gücü; lüks giyim ise bir tavrı işaret ediyor. Ne istediğini bilen kendine güvenen, bedenine saygı duyan kadınlar radarında. Museum of Fine Clothing, yeni markası M.O.F.C ile büyürken Eda Güngör’le moda sektöründe üreten bir kadın olmanın ardındaki birikimi konuşuyoruz.

Sanki her şey daha önceden yapılmış, bize yapacak bir şey kalmamış gibi. O yüzden bazı fikirlerin ilk defa ortaya çıktığı dönemlerde; 40’larda, 50’lerde üretmeyi çok isterdim.”

Kendi markanı kurarken motivasyonun neydi?

Her zaman giyilmeye değer tasarımlar üretmek! Yüksek kalite dikiş ve tasarım anlayışı olan, kolay giyilebilen giysilere olan ihtiyacım kendi tasarım anlayışımın da temelini oluşturuyor. Yaratma özgürlüğü de tüm bu sebeplerin en başında geliyor.

Hazır giyim mi haute couture mü içerisinde bulunduğumuz sektör için hangi tasarım anlayışı öncelikli?

Kişileri özel günlerine hazırlamak, onlarla daha özel bir ilişki kurmanıza sebep oluyor. Sınırlarınız daha geniş, tasarımlarınız daha özgün oluyor. Hazır giyim ise daha büyük kitlelere ulaşabileceğiniz,bir matematiği olan, bütünü görmeniz gereken daha buüyük bir resim. Sektörde her ikisine de ihtiyaç var. Ama son yıllarda ortaya çıkan “Pret-e-Couture” anlayışı, haute couture’den rol çalmaya başladı. Bir çok markanın koleksiyonlarında fiyat olarak daha kolay ulaşılabilen ve daha kolay taşınabilen lüks, tasarım elbiseler hazır giyim olarak tüketiciyi cezbediyor. Artık tüketici seçkilerini oluşturuken, daha hızlı, ulaşılabilir olmasını önemsiyor.

M.O.F.C kadınını nasıl tanımlarsın?

M.O.F.C kadını hayatın içinde olan, aklını ve bedenini önemseyen, sosyal, bilgi düzeyi yüksek, gusto sahibi, özenilen, dünyalı bir kadn.

“Lüks” senin için ne anlama geliyor?

Lüks, bir güç gösterisidir. Lüks giyim bir tavırdır. Luks giysi ise iyi kalite kumaş ve yüksek dikiş tekniği ile yapılmış tasarımdır.

Tasarım sürecinde neye odaklanacağına nasıl karar veriyorsun?

Tasarım süreçlerimi oluştururken çoğunlukla içsel olarak mutlaka bir detaya sürüklenmeye başlıyorum. Bir süre bu detayı bulup çıkarmak için teknikler ve dokular araştırıyorum. Tüm içerik oluşunca da markamın disiplinlerine göre tasarımlarımı ortaya çıkarıyorum. Tüm dünyada tasarımcılar artık aynı kokuyu alabiliyor. Zaman zaman markaların koleksiyonlarının birbirini anımsatması hatta çok benzerlikler göstermesi, ortak olduğumuz dünyaya aynı pencerelerden bakmamızdan, ortak bir yaşam anlayışımızdan kaynaklanmakta.

Eda Güngör’ün imza tasarımı nedir?

Pilise ve drape uygulama tekniklerimin bana özel oldugunu dusunuyorum. Bu sebeple görüldüğünde hemen tanınması bir imza niteliği taşıyor.

İstanbul sokaklarında gördüğümüz profili nasıl yorumluyorsun? Sence şehrin kendine ait bir dili var mı?

Şehirde artık bir profil oluştuğunu düşünüyorum. Cihangir, Nisantaşı, Beyoğlu gibi semtlerin kendi dokuları olduğu gibi kendi insan profilleri de var. Hatta bunlar birbirine karıştığı zaman çeşitlilik, bir sürü ifade görebiliyorsunuz. Çeşitlilik (her konuda) ülkemizde çok ihtiyacımız olan bir şey.

“Asla” diyeceğin bir trend?

Asla diyeceğim bir trend olduğunu zannetmiyorum fakat, bir markanın her parçasını üzerimde taşımaya asla diyebilirim. Ayakkabısı, kemeri, çantası tek markadan giyinen kişileri görünce hiç hoşlanmıyorum.

Zamansızlığı nasıl tanımlarsın?

Zamansız olma durumu, benim tasarım anlayışım. Bir tasarımı son kullanma tarihi ile yaratmak, ona bir zaman koymak onu asla geleceğe taşımıyor. Vintage giyimde büyük moda evlerinin tasarımlarının ilham kaynağı olmasında ki en önemli ilke zamansızlık.

Bir marka hangi noktada zamansızlığa ulaşıyor?

Özgünseniz, bir imzanız varsa ve tasarım unsurlarınız iyi bileşenlerden oluşuyorsa her zaman giyilmeye değer bir marka oluyorsunuz.  Ve tüm bu koşulları iyi bir marka yönetimi ile istikrarlaştırmak da çok önemli.

Seçme şansın olsa modanın hangi döneminde üretimde olmayı tercih ederdin?

Bazen tıkandığımız noktalar oluyor. Hiç yapılmamış bir şeyi yapmayı, ilk siz keşfetmeyi o kadar istiyorsunuz ki… Sanki her şey daha önceden yapılmış, bize yapacak bir şey kalmamış gibi. O yüzden bazı fikirlerin ilk defa ortaya çıktığı dönemlerde 40’larda, 50’lerde üretmeyi çok isterdim.  Tabii ki günümüzde de keşfedilen yeni kumaş teknolojileri var ama stilize edilen çok yeni bir keşif olduğunu sanmıyorum. Yeni dünyada, eskiyi ve yeniyi ya da birçok tasarım anlayaşını bir araya koyarak stilize etmek yeni bir kavram olabilir. Bana göre çağımızın en önemli devrimi sneaker’ların hayatın her anında kullanımı.

Yaratıcı bir kadın ve bir girişimci olarak yaşadığın zorluklar?

Yaratıcılık olduğun yerde başlar, büyümek ister. Biz bu ülkeden çıkıp sınırlarımızı aşmak istiyoruz, çok da gerek duyuyoruz. Lokal kalmak tasarımcıyı bi zaman sonra yavaşlatıyor, tembelleştiriyor. Oysa ki bu biraz da milli bir mesele. Bir çok ülkenin milli geliri sahip oldukları moda evleri. Ve dünyada  çok tercih edilen, çok takdir gören  birçok tasarımcı ülkesi ya da özel kurumlar tarafından destekleniyor. Bizim de desteklenmemiz gerekiyor. Bu ülkede tasarımcı, kendi yağıyla kavrulan, küçük ölçekli girişimci pozisyonunda. Dünyada çok iyi bir yer edinebiliriz, oldukça yeterliyiz!

Sektöre adım atmak isteyenler için bir tavsiye?

Kesinlikle özgün olamalılar. Bu yolculukta sürekli gelişmek ve öğrenmek çok önemli. Bilgi en kiymetli şey. Gelmiş geçmiş tüm dönemleri bilmek, geleceği anlayabilmek, tüm tasarım unsurlarına, teknik ve uygulama yöntemlerine hakim olmak sizi başarıya ulaştırır.

Bu yolun başındayken bilmiş olmayı tercih edeceğin mesleki bir deneyim?

Bir tasarımcı tek başına başarılı olamaz. Bizim işimiz çok kollektif. İyi bir ekibi istiyor. Dünyanin en iyi tasarımını da yapsanız, onu istediğiniz gibi kalıba dökecek ve dikecek kişi olmazsa tasarımınız varolamıyor. Yolculuğuma başladığım zaman, bugün sahip olduğum tecrübe ile tüm organizasyonu ve ekibi yönetebilmeyi daha iyi bilmek isterdim.

Birçok tasarımcı sosyal medyayı markalarını büyütmek için bir araç olarak kullanıyor. Sen bunun ne kadar içindesin?

Ben sosyal medya hesaplarımda biraz daha sakin duran biriyim. Biraz utangaç olabilirim hatta. Ama yeni markam M.O.F.C ile ve bu marka için kurduğum yeni ekip ile birlikte markamızın hikayesini sosyal medyada daha iyi ifade edeceğiz.

Bunu anlamlı buluyor musun?

Moda geleceği hedeflemek zorunda olan bir sektör. Ve gelecek çok hızlı değişiyor. Dünyadaki disiplinleri önemsemek gerektiğine inandığım için evet anlamlı buluyorum.

Eda Güngör için sırada ne var?

Benim için sırada M.O.F.C  markasını sınırlarımız dışına çıkarmak, ona dünyada bir yer açmak ve bu ülkeye bir gurur kazandırmak var.