Berk Karaoğlu, ruh haline göre şekillenen işlerini anlatmak için “Doğru kelimeyi bilmiyorum ve bulamıyorum, görmeniz gerekiyor.” diyor. Onun işlerine bakarken çizgiler, kelimelerin önüne geçiyor. “Ben öyle oturup sürekli bir şeyler karalayıp çizen bir insan olmadım hiç. Ne kendimi geliştirmek için ne de kafamı boşaltmak için. İlham aldığım şeylerin beni geliştirdiğine inanıyorum. Daha iyisini yapabilirim diyorum.

Araştırıyorum, deniyorum. Ve sanırım Berlin bana bu yönden çok iyi geldi. Sokakta yürürken bile birçok şeyden ilham alabildiğiniz bir şehir. İnsanlar çok güzel şeyler üretiyorlar. Sürekli daha iyisini yapmak zorundaymış gibi hissediyorsunuz ve asla tükenmiyorsunuz.” diyor ama en önemlisi gerçekten kendi gibi hissediyor Berlin’de!

“İnsanlar yaptığınız işe saygı duyuyorlar, kim olursanız olun. Sürekli canlı kalan ve istediğiniz her şeyi bulabileceğiniz bir şehir. Sürekli bir heyecan var sanki; her sabah farklı bir maceraya uyanıyormuşum gibi hissediyorum.” diye eklerken heyecanına da ortak oluyoruz. Bir sonraki adım ise enerjisini yüksek tutan projeleri ve Kopenhag’daki hayalleri oluyor. Şimdi ise sözler yerini çizgilere bırakıyor!

Bir sandalye olsan, nasıl bir sandalye olurdun?

Hayatta her şey mümkün olsa kendin için ne isterdin?

Aynaya baktığında ne görüyorsun?
 
Farklı kültürlere sahip olan bu metropolde seni en çok ne etkiliyor?

En büyük korkun?