Nazlı’nın ilhamı yaşantısında gizli. İç mimar – ressam ve heykeltıraşların olduğu bir ailede, çizimden uzak kalmak nasıl mümkün olabilirdi ki?

“Yüzlerce renk flomaster, inceli kalınlı rapidolar cetveller, koca koca kağıtlar arasında büyüdüm. Bu yüzden elim kalem tutabilmeye başladığından beri önümde hep çizilecek boş bir alan, kafamda da hep hayal gücümden gelen hikayeler vardı.” diye anlatıyor hiç durmadan doldurduğu boş kağıtlarla olan macerasının başlangıcını. Mimar olması kaçınılmazdı ama çizimler gün geçtikçe dijitalleşirken o, sadece masa başında proje çizen bir mimar olmak istemediğini çoktan anlamıştı, güzel sanatlarla olan yakın ilişkisini bir adım öteye taşımak üzere illüstrasyona yöneldi. Zaman içerisinde, illüstrasyondan animasyona dönüşen çizimleri ise “daha fazla şey” anlatma tutkusunda saklı.

“İllüstrasyon ile ilgili belli bir noktaya geldikten sonra durağan hikayeler bana yetmedi ve illüstrasyonlarımla beni besleyen müzikler üzerine ufak animasyonlar yapmaya başladım. Bu şekilde bir imajda anlatabileceğimden çok daha fazlasını anlatabildiğimi fark ettim. Çünkü benim küçük detaylarda anlatmak istediğim dünyalar kadar şeyim var ve animasyon ile kendimi çok daha özgür hissediyorum.”

Nazlı, sürekli bir yeniliğin içerisine kendisini sürüklediği renkli dünyasında, yeni hikayeler anlatırken onu daha yakından tanımak için sabırsızız!

 

Özgün Olmayı Nasıl Tanımlarsın?

Instagram’ın Popüler Kültürle Etkileşimini Nasıl Yorumluyorsun?