Kıvılcım Güngörün’leyiz. Anıları anlatmaktan da dinlemekten de hoşlandığının altını çiziyor.

Belki de bu yüzden fotoğrafları bizi bu denli içerisine alıyor. Sonbahara olan sevgisinden, mavinin gizeminden ve yemek yapmaya olan sevgisinden bahsederek başlıyoruz konuşmamıza. “Evde veya başka bir yerde tek başımayken biraz sıkıcı ve yavaş olabiliyorum fakat insanlarla beraberken eğlenme, aktiflik konularında daha iyiyimdir.” diyor.Kıvılcım Güngörün’in gerçekçi yanı öylesine ağır basıyor ki her zaman istediği ama asla çalmadığı piyanoyu bile şu sözlerle anlatıyor bize… “Hep piyano çalmak istemişimdir ama hiç öğrenmeye bile çalışmadım. Bazen böyle istekler tatlı olabiliyor, denesen olmayışını görmen gerekebilir ama ihtimal olarak kalması…”

Fotoğraf çekerken kendisini “an koleksiyoneri” olarak tanımlıyor. “Artık olmayanların görüntülerinin koleksiyonunu yapmak! Hüzünlü tınıyor… Çok çekici ve bağlayıcı. Bir daha geri gelmeyecek yüzlerce anın görüntüsü var elimde. Bu hayatta fotoğraf çekmek; özgürce, severek ve tutku ile yapmaya devam edeceğim tek şey, bunu biliyorum ve en heyecanlandıran kısmı da bu sanırım; fotoğrafsız bir hayat düşünemiyor oluşum. Yanına eklenecek çok şey var tabii ama yerine koyacak bir şey düşünmem bile zor.”

Kıvılcım Güngörün, sosyal medyanın domine ettiği görsel dünyanın uzağında. Dört – beş senedir evinde internet olmadığını ve internetle bağının cep telefonu üzerinden olduğunu belirtiyor. “Eskiden gelen bir alışkanlık olduğu için sosyal medyada düzenli olarak takip ettiğim sayfalar çok azdır. Süreklilik de devamlılık da internete pek erişemediğimden zamanla yok oldu. Genelde arkadaşlarımı ve belirli kişileri takip ediyorum, çok nadir elenip değişiyorlar onun dışında yıllardır aynılar.”

Fotoğraf algısını “Yaşadıklarımı yaşadıklarım üzerinden kaydetmek ve tanık olduklarımı deneyimlerim doğrultusunda kadrajlamak.” olarak tanımlıyor ve ekliyor; “Ben de sosyal medya üzerinde kişilerin kendi hayatlarını görsel olarak kaydedişlerinden ve sunuşlarından aldığım ilham ve bakışlarla kendi görsel algımı geliştirdim, şekillendirdim ve oluşurdum. Bu aynı şekilde devam etmekteydi lakin son iki üç senede biraz zorlaştı bu durum. Teknoloji ve sosyal medyanın hayatımızdaki yeri anlamsal olarak ilginç bir yolda, hızla ivme kazanarak ilerliyor. Belirli noktalarda içindeki samimiliği ve doğallığı kaybetmiş sayısız örnek var. Sanki eskiden insanlar kafalarında hiçbir filtreleme olmadan doğalca gündelik yaşamlarından istedikleri fotoğrafları paylaşıyorlardı, ama ben o doğallığı artık görmede ve kendimi o bağlamda beslemede zorlanıyorum. Bana da yansıdı diyebilirim bu durum, kimi zaman paylaşacağım bir fotoğrafı eleştiren karşı gözler ve diller yaratırken buluyorum kendimi. Tabii onların benim zihnimde yarattığım başka benler olduğunu hızla hatırlayıp, zaten ne paylaşacaksam paylaşıyorum. Kısaca internet ve sosyal medya ikilisinde yıllardır aktif olarak ama pek hakimlik sağlamadan hayatıma devam etmekteyim.”Kıvılcım Güngörün’in anılarında kaybolmak için sabırsızız!

1. Özgün olmayı nasıl tanımlarsın?

2. Tutku senin için neyi ifade ediyor?

3. Senin moda tanımın?

4. 90’lardan zihnine ne kazındı?

5. Günümüz gençliğine baktığında gelecek nasıl görünüyor?