Onun hayatına özenmeyecek kimse yoktur herhalde. Bir ‘müzik ülkesi’ne doğdu. Çocukluğu, tüm Türkiye’nin hayran olduğu müzisyenlerin yanında, çeşit çeşit enstrümanların arasında geçti. Çaldı, dinledi, söyledi… Zamanı gelince ona bu güzellikleri getiren oluşumun başına geçti. Ülkenin kültür sanat hafızasında önemli bir yere sahip olan Zuhal Müzik’in üçüncü kuşak temsilcisi Umur Sungurlu’yla randevumuza siz de katılın.

Adeta ‘müzik ülkesi’ne doğmuşsunuz… Çocukluğunuzu nasıl hatırlıyorsunuz şimdi?

Kendime göre şanslı bir çocukluk dönemim oldu ve ailem sayesinde müzik camiasının içerisinde büyüdüm dolayısıyla farklı müzik kültürleriyle çok küçük yaşlarda tanışma fırsatım oldu. Mesela ilk gittiğim konser bir Rolling Stones konseriydi. Dört yaşındaydım. Rahmetli Asım Can Gündüz ve babamla beraber gitmiştik. Bir gün Barış Manço’nun kucağında masallar dinlerken başka bir gün Özlem Tekin’in peşinden koşturduğumu hatırlıyorum…

Müzikle ilişkiniz hangi aşamalardan geçerek bugünlere geldi? Hayatınızın hangi döneminde hangi tarzları, hangi sanatçıları dinlediniz?

Beş yaşımda klasik piyano eğitimi almaya başladım. O yaş grubu için oldukça disiplinli, Azerbaycan’lı bir piyano öğretmenim vardı. Klasik müzik çalmak istemediğim için kimi zaman dolabın içine saklandığım zamanlar olmuştur (gülüyor). Evdeki herkesin farklı müzik zevkleri olduğundan Maria Callas’tan Prodigy’e, Sezen Aksu’dan Yonca Evcimik’e kadar geniş bir yelpazem vardı. Hala ruhuma iyi gelen müzik türü neyse, onu dinlemeyi tercih ediyorum ama dinleyemediğim tek tür arabesk.

Türkiye’nin önemli bir markasının üçüncü kuşak temsilcisi olmak nasıl bir sorumluluk getiriyor?

Bu aile geleneği olan işi severek yaptığım için sorumluluk olarak değil de beni tanımlayan bir özellik olarak görüyorum. Tabii ki, Türkiye gibi zor ekonomik şartlara sahip bir ülkede, sanatın devamlılığını sağlamak ve buna önayak olmak zor bir durum. Benim sorumluluk olarak hissettiğim noktaysa şu; sanatın iyileştirici gücünü daha fazla kişiye ulaştırma meselesi.

Sizden önceki kuşaklardan ne öğrendiniz?

Ankara’dan kalkıp İstanbul’a gelen dedemden, sevdiklerin için gerekirse ciddi riskler almayı… Babamdan aile bütünlüğünün, işlerin sürekliliğinin yaptığın işe inancının ve çalıştığın insanlara aile ortamını hissettirecek samimiyetin önemini… Abimden eğer berabersek daima güçlü olduğumuzu öğrendim. ‘Zuhal’ sıradan bir yer değil, o bütünüyle bir aile…

Böyle bir manevi mirası devralmak yerine kendiniz için sıfırdan bir hayat ve gelecek tasarlamak ister miydiniz?

Aslında hayalim her zaman mimar olmaktı, çocukluğumdan buyana renkler, tasarımlar beni her zaman heyecanlandırmıştır. Aile işine girmeden deneyimlediğim birkaç farklı sektör oldu ama hayat beni olmam gereken yere sürükledi. Şu an bulunduğum yerden mutluluk duyuyorum. Hem sanatın ve müziğin içerisindeyim hem de yeni mağaza konseptlerini mimarlarımız Bertan Berk ve Murat Tamgüç’le beraber tasarlıyoruz. Ayrıca bir aile şirketi olmamıza rağmen herkesin kendi alanı ve kararları olduğundan sanki bağımsız çalışıyormuşum gibi hissediyorum.

Türkiye’deki dijital müzik endüstrisinin bugünüyle ilgili ne söylemek istersiniz?

2000’li yılların başlamasıyla beraber dünya dijital mecralara taşınmaya yavaş yavaş başlamıştı ve bununla beraber müzik endüstrisi de birçok dijital mecradan sesini duyurmaya başladı. Açıkcası dünya üzerinde kimse ünlü olmak zorunda değil ama herkes sesini duyurabilmeli… Bu yüzden dijital müzik endüstrisini sonuna kadar destekliyorum. Birçok iyi müzisyen sesini duyurabiliyor ve belki de hak ettikleri yerlere kendi çabaları ve haklarıyla gelebiliyorlar. Konuya bir de şu açıdan bakalım; çok bilindik ve sevilen müzisyenler albümde sevenleriyle paylaşamadıklarını yaşanan bu gelişim sayesinde farklı mecralarda yayınlama şansı yakalayabiliyorlar. Müzisyenler içinse artık daha hızlı ve kolay erişilebilir hale geldikleri için yurt dışındaki meslektaşlarıyla neredeyse eşit haklara sahip olabiliyorlar. Bizler de onların hayatlarını daha da nasıl kolaylaştırabileceğimizi düşünerek elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Sanatın iyileştiricigücünü daha fazlakişiye ulaştırmameselesi.”

Zuhal Müzik, Türkiye’nin müzikal hafızasına neler katıyor? Böyle oluşumlar neden önemlidir?

Aslında mağazalarımızda gerçekleştirdiğimiz workshop’larla katılımcıların belki de bir araya gelemeyecekleri sanatçılarla müzikal konularda merak ettikleri soruların cevabını alabilmelerini sağlayarak bir müzik etkileşim topluluğu yaratıyoruz. Mağazalarımız hiçbir zaman satış odaklı gitmedi ve bizim için bir bütünleşme noktası olarak her sabah kapılarını açmaya devam edecek. Görünmeyen taraftaysa Türkiye’nin riskli bölgelerindeki çocuklara müziği götürmeye ve onlara vizyon katarak yeni kapılar açmaya devam ediyoruz. Aynı şekilde, kanser tedavisi görmekte olan çocuklara umut olmak üzere Kansersiz Yaşam Derneği’yle beraber yürüttüğümüz ‘Bir Notaya da Sen Bas’ isimli atölyelerimiz devam ediyor. Böyle sayabileceğim birbirinden farklı birçok projemiz bulunuyor. Hepsi Avrupa kıtası üzerinde en çok genç popülasyona sahip olan ülkemizin gençlerine müzik kültürünü tanıtabilmek üzere çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Günümüz müzik piyasasındaki kolay erişebilirlik müzisyenleri nasıl etkiliyor?

Zaman çok hızlı akıyor. Eskiden hayat bize yetişmeye çalışırdı. Şimdi biz hayatı kaçırmamaya ve 24 saat içine sığmaya çalışıyoruz. Hepimiz ‘İstediklerimize nasıl daha az zaman içerisinde erişebiliriz’ diye düşünerek yaşıyoruz ve en kısa mesafe, süre bizler için çok önemli bir hal alıyor. Müzisyenler de bu akışa uyum sağlamak durumunda kalıyor, hızlı tüketime dayalı bestelerle karşımıza çıkıyorlar. O yüzden eski şarkılara özlemim sonsuz…

Zuhal Konsept’i nasıl anlatırsınız?

Herkes için bir dünyanın var olduğu Zuhal Konsept ile Akasya’da eşi benzeri görülmemiş bir deneyim alanı oluşturmayı hedefledik
ve başardığımıza inanıyorum. Müziğe dair her şeyin var olduğu Zuhal dünyasına, farklı disiplinlerden markaları da ekleyerek kolektif bir yapı yarattık. Bu markalar arasında; harika lezzetleri ve etkinlikleriyle Tamirane, dijital platformda tasarım ürünleriyle çığır açan ve ilk fiziki mağazasıyla Hipicon, uçsuz bucaksız kitap ve plak seçkisiyle Kırmızı Kedi Kitabevi, Türkiye’nin en iyi tattoo artistlerine sahip Tattoom Gallery, evcil hayvan aksesuarlarıyla modaya yön veren dünyaca ünlü Zee Dog, çocukların yaratıcılıklarını geliştirmelerine olanak sağlayan Imagineer Kids, dansın her branşında hizmet veren Depo Dans, kahve-kitap-plak üçlemesine sahip Bobo-CoffeeBooks & Vinyl ve çok daha fazlası yer alıyor.

Yeni müzik keşiflerini kim/ne aracılığıyla yaparsınız?

Hayatımın her anında arka planda çalan bir müzik var. Bana ilham katıyor, uyanmama, çalışmama yardımcı oluyor. Özellikle yakın arkadaşlarım ve onların Spotify listeleri, radyolar, yeni mekanlar, DJ’ler keşiflerimin ana kaynaklarından…

Hangi araçlar, platformlar üzerinden müzik dinlersiniz?

Spotify, Youtube ve radyolar…

Bugünlerde en çok kimi dinliyorsunuz?

Aşırı optimist iki adama uzun süredir takılı kalmış durumdayım. Polo & Pan bu sıralar favorim…

Enstrüman çalmaya devam ediyor musunuz?

Evet, tahmin edersiniz ki birçok enstrümanı denedim ama ana enstrümanım piyano diyebilirim. Aynı zamanda müzikal geçmişim de bulunuyor, zaman zaman arkadaşlarımla bir araya geldiğimde şarkı da söylüyorum… Belki bakarsınız ileride bir single’da ben çıkartırım (gülüyor).

Fotoğraf / Photography by UMUR ÖZCAN