Radiohead’in gitaristi Jonny Greenwood’u, Hintli müzik topluluğu The Rajathan Express’i ve İsrailli müzisyen Shye Ben Tzur’u Hindistan’daki Mehrangarh Kalesi’ne üç haftalığına yerleştirirseniz ne olur? Cevap: Junun. Bu üçlü kolektifin 2015’in baharında kaydettiği albümleri Junun, batı ve doğu müziklerini farklı bir biçimde buluşturuyor. Bu sene Avrupa’nın birçok şehrinde performanslarını sergileyecek olan Shye Ben Tzur ve The Rajathan Express, İKSV’nin İstanbul Caz Festivali kapsamında İstanbul’u da ziyaret edecek. 7 Temmuz’da Beykoz Kundura’da gerçekleşecek konser öncesinde Shye Ben Tzur’la konuştuk.

Junun oldukça derin bir albüm. Bir tarafta The Rajathan Express, diğer taraftaysa Radiohead’den Jonny Greenwood var. Şarkılardaki dengeyi nasıl sağladınız?

Bu zor bir soru. Junun’un temellerinde Kuzey Hindistan’ın müzik estetikleri var. Büyük bir kısmı Qawwali gelenekleriyle uyumlu. Şarkıları bu yaklaşımla besteledim. The Rajathan Express’deki müzisyenler için melodilerin nasıl ilerlediğini anlamak oldukça kolaydı. Jonny Greenwood prodüksiyona geldiğinde halihazırda olanı çok sevdi. Batı müziğine ait elementleri ekleyerek, Hint müziğindeki devinimlerin zarafetini gölgelemek istemedi. Batı müziğinin büyük bir bölümü harmonilere ve akor değişimlerine bağımlı. Hint müziğinde bu tip geçişler yoktur. Dolayısıyla Jonny Greenwood bize başka elementler getirdi ve gitarınaysa işin daha çok ritim kısmında başvurdu.

Jonny Greenwood ve Nigel Godrich’le birlikte çalışmak nasıldı?

Fevkaladeydi. Muazzam bir deneyimdi ve aynı zamanda ilham vericiydi. Nigel Godrich ve Jonny Greenwood 20 yıldır birlikte çalışıyorlar. Bu çalışma dinamiğini kayıt sürecine de getirdiler. Bu çok güzeldi. Her ikisinin de maceracı bir tavrı var. Bir şeylerin sadece iyi duyulmasını değil, aynı zamanda heyecan verici olmasını da istiyorlar. Genelde insanlar bunu yapmaya pek de meyilli değildirler.

Kayıtları Hindistan’daki Mehrangarh Kalesi’nde yaptınız. Mekanın kendisi müziğinizi nasıl etkiledi?

Böyle bir etki yapmasına şaşırdım. Çünkü eğer bana bunu daha önce sorsaydın sana, “Her yerde muhteşem tınlardı ve aynı hissiyatı verirdi” derdim. Fakat öyle bir yerde olmak sizi etkiliyor. Bunu tüm müzisyenlerde görüyorsunuz. Herkes fazlasıyla katılımcıydı ve yeni fikirler ürettik. Herkes taze bir şeylerin olduğu bir bölgedeydi. Çalıştığımız üç hafta boyunca orada yaşadık. Yani oldukça yoğundu da.

Bir röportajında Hint müziğine vurulduğunu ve bu konuda daha da derinlere gitmek istediğini anlatıyorsun. Stil ve felsefe açısından Hint müziğini senin için bu kadar özel kılan nedir?

Bu bir insana aşık olmaya benziyor. Sebebi her zaman karakterleriyle ilgili değildir. Bazen en iyi karaktere sahip olan insanlarla tanışırsın ve sadece sıradan şeyler hissedersin. Bazen karakterinde birçok kusur olan insanlarla tanışırsın ve senin gözünde onlar güzeldir. Bu konuda herhangi bir şey yapamazsın. Hint müziğine aşık olduğumda bana olan da buydu. Beni çok fazla çekiyor çünkü eğlence verme amacı gütmüyor. Daha çok bir ifade biçimi. Tanrıya sadakat sunuyor.

Junun’da ‘Allah Elohim’ isimli bir şarkı var. Adını Müslümanların ve Yahudilerin ‘tanrı’ için kullandığı kelimelerden alıyor. Bu şarkının hikayesi nedir?

Hz. Muhammed’e saygım ve sevgim çok fazla. Diğer peygamberlere de öyle. Bu bir şekilde müzikten daha önemli. Müzik sadece bir ifade biçimi. Kimi zaman acıyı, kimi zaman da özlemi ifade eder. Bu spesifik şarkıda da ‘birlik’ olmayı ifade ediyor.

Paul Thomas Anderson, Junun’un kayıt sürecine dair bir belgesel çekti. Ortaya çıkan belgeselle ve onun efsanevi yönetmeniyle ilgili ne düşünüyorsun?

Paul bizimleyken oldukça şaşırmıştım. Çalıştığımız dönemde herkes kendi işini yapıyordu. Biz müziği yapıyorduk. Paul da filmini. Süreci bitirdiğimizde, bir anda herkesin yaratıcı zihnini ve o duruma dair yorumunu görebildik. Yani Paul’un ne planladığına dair hiçbir fikrim yoktu. Filmi ilk defa gördüğümde şok olmuştum. Çünkü neredeyse hiçbir diyalog, drama ya da kahraman yoktu. Beni bir saat boyunca büyülenmiş bir şekilde tuttu.

Fotoğraf: Shin Katan
Şu sıralar Avrupa turnesindesiniz. Radiohead’le birlikte konserler de veriyorsunuz. Yaşadığınız deneyimi açıklar mısınız?

Çok güçlü bir deneyim. Çok özel konserlerimiz oldu. Önceki gün Radiohead’le birlikte ilk defa çaldık. Bu çok özel bir şeydi. Hala bunu sindirmeye çalışıyorum. Primavera Sound’da kendi konserimiz de oldu. O da harikaydı. Müzik icra ettiğim, farklı insanlarla tanıştığım, farklı yerleri gördüğüm için fazlasıyla minnettar olmalıyım.

Radiohead ve Roger Waters arasında süregelen bir tartışma var. Roger Waters onların İsrail’de çalmayıp, ülkeyi boykot etmesini istiyor. İsrailli bir sanatçı olarak, bu konuyla ilgili ne düşünüyorsun?

Bu soruya bir İsrailli olarak cevap verebilirim ama bir dünya vatandaşı olarak cevap vermeyi tercih ederim. Bunun çok önemli bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Bence burada birkaç mesele var. Birincisi politik mesele. Ortadoğu’daki trajedi… İsrail’in ve Filistin’in trajedisi… Bu konuyu politik bir tartışmaya bırakmak gerekli. Sanatla ilgili muhteşem olan şey kimliklerimizin ötesinde bir şeyler paylaşabilmektir. Güneşin tüm canlılar için parladığı gibi, Tanrı da herkese sevgisini verir. İyi bir sanat tam olarak böyle olabilir. Ajandaları düşünmeden onu yayabilirsin. Gücü burada saklı. İnsanların sanatlarını ayrım yapmadan paylaştığını görmek bence oldukça ilham verici. Çaldığım zaman kalabalıkta kimin olduğunun önemi yoktur.

Kültürel boykotlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizce kültürel boykotlar gerçekten işe yarayabilir mi?

Şu an Avrupa’dayız ve bazı insanlar benim geçmişimden nefret edebilirler. Fakat aniden bir bağ da kurabiliriz. Bugün benden nefret edenler yarın beni sevebilirler. Aynı şeyin tersi de geçerli. Bizi bugün seven insanlar yarın sevmeyebilirler. Ama eğer barışa inanan insanları gelmekten alıkoyarsanız, aslında barışa karşı çıkanlara yardımcı olursunuz. İnsanlar konserlere gittiklerinde birbirleriyle tanışacaklar. Çünkü konserler aynı zamanda tanışma yerleridir. Ve insanlar tamamen farklı bir yaklaşımla karşılaştıklarında ufuklarını da genişletebilirler. Bence sanatın, zihnin, düşünce paylaşımının boykotu toplumun kendisi için çok zararlı.

Türkiye’ye gelecek olduğunuz için de heyecanlısınız. Sizin için Türkiye’yi özel yapan şey nedir?

Türkiye, gelmeyi heyecanla beklediğim yerlerden biri. Türkiye’de sadece birkaç günlüğüne bulundum ve şok oldum. Bu kadar özel bir yer olduğuna inanamamıştım. Eğer imkanım olursa orada bir süreliğine yaşamak ve bir şeyler üretmek isterim. Çok derin bir yer ve kültür de çok derin. Yunus Emre en sevdiğim şairlerden biri. Mevlana Celâleddîn-i Rûmî ise bir diğeri. Türkiye’de birisiyle tanıştığım zaman onunla bağ kurmanın çok kolay olduğunu hissediyorum. Gittiğim ülkeler arasında en sevdiklerim birisi orası. Orada konser vermek bir onur. Bu imkan için çok mutluyum.