Haim, Los Angeles kırsalı San Fernando Vadisi’de doğup büyümüş üç kız kardeşten oluşuyor – Este Haim, Alana Haim, ve Danielle Haim. Ergen yaşlarda Valli Girls isimli bir pop-rock grubuna dahil olan büyük ve ortanca kardeş, çok geçmeden “Bizi bizden başka kimse anlamaz.” diyerek kendi projelerini başlatır. Bu sırada küçük kardeş Danielle, serpilip önce Jenny Lewis ile turneler. Bu turne sırasında Lewis’i dinlemeye gelen Julian Casablancas’in gözüne giren Danielle, The Strokes’un yağız delikanlısının solo performanslarına eşlik eder. Kapı eşiğinden müzik piyasasını gören Danielle, Casablancas’ın “Daha güçlü şarkılar yaz ve kaydetmeye odaklan!” nasihatini kulağına küpe ederek kardeşlerinin yanına döner. Bu dönüş aynı zamanda Haim’in doğuşu olur.

Ön grup olarak büyük konserlere sanatçı girişi kapan kız kardeşler, elde avuçta ne varsa kullanıp, üç şarkılık “Forever” isimli bir EP yayımladılar. Kulaktan kulağa yayılan grubun ismi, önce SXSW Festivali programına sonrasında Mumford & Sons ve Florence + The Machine’in Britanya’daki turnelerine yazıldı. Kutsal toprakları çok seven grup, muhtemelen bilet bile bulamayacakları Glastonbury’de daha albümleri yokken konser verdi. Sadece keyif aldıkları pop/soft rock şarkılarla basamakları üçer beşer çıkan Haim, “Days Are Gone” albümünü ortaya attığında muhtemelen bekledikleri her şeyin 100 kat fazlasıyla karşılaştı. İngiltere albüm listesinde 1 numarayı gören grup, peşi sıra konserlerle tüm dünyada turneledi. Fırtına gibi estikleri zamanın ardından kabuğuna çekilen kız kardeşler için zihinlerde dolaşan tek bir soru vardı; “İkinci albümlerinde aynı başarıyı yakalayacaklar mı?”

O gün geldi çattı ve grup, dört yıl gibi kıymetli bir zamanı geride bırakarak ikinci stüdyo albümü “Something to Tell You”yu bu ayın başında Polydor bayrağı altında yayımladı. “Neydi, ne oldu?” demek için henüz erken fakat gerek kişisel görüşüm, gerek “havayı koklayan adam” rolüm, profesyonelliğin iki kademe yükseldiğini fakat müzikal değerin ilk albümün gerisinde kaldığı yönünde. Sevindirici taraf, kız kardeşlerin Kaliforniya güneşi batarken çalmak istedikleri şarkılara yeni albümde de yer vermeleri.

Varlık içinde…

Başta söylemek gerek. Albüm, alt yapılarda, mixing ve mastering gibi teknik kısımlarda kusursuza yakın. Detaylara baktığınızda albümde kız kardeşler dışında müzikal katkısı bulunan 17 farklı müzisyen var. Bu demek oluyor ki çoğu enstrüman sesine kayıtla erişilmiş. Aynı şekilde teknik tarafa baktığınızda da Ariel Rechtshaid, Rostam Batmanglij ve Twin Shadow gibi sağlam bir prodüktör ekibine eşlik eden 20’den fazla ses mühendisi var. Bu yüzden albümün temel taşlarının varlık içinde olduğunu söylemek mümkün.

11 şarkılık albüme müzik tarzı olarak pop rock etiketini yapıştırsak da alt tür olarak çeşitliğinin bol olduğunu söyleyebilirim. Bunun sebebi, kız kardeşlerin 70’ler rock, 80’ler electronica ve 90’lar R&B’den klasikleşen ögeleri şarkıların içine serpiştirmeleri. Ayrıca blues ve country kokan riff’ler, sekiz notalı piyano bölümleri, Prince’in de kullandığı LinnDrum’dan çıkan sihirli davul sesleri ve kız kardeşlerin vokal yelpazesi albümün diğer varlıklarını oluşturuyor.

Yokluk içinde…

Tüm albüme yüzeysel olarak baktığınızda dinlemeyi zorlaştıran, sizi şarkıdan koparan bölümler yok. Prodüksiyon masasında bu başarı ve grubun küçük numaralarla güvenli sınırın içinde kalması, ortaya bağlanacağınız bir şarkı ya da içselleştirerek bağıra bağıra söyleyeceğiniz bir nakarat çıkmasını engellemiş. Zirveyi erken gören grupların burada kalmak için dikkatli adım atması çok normal. Fakat Haim’in ne kadar uçabileceği sorusuna cevap arayanları da yokluk içinde bırakan bir döngü var ortada.

Dinlemezsen olmaz!!

“Something To Tell You” – Albüme ismini verdiği için değil, pop-rock terazisinin çalıştığı tek şarkı olduğu için.

“Kept Me Crying” – Burnuma glam rock kokuları geliyor.

“Right Now” – Kız kardeşler uçuşa geçse neler olacağına dair bir ön gösterim.

Ama siz yine de hepsi dinleyin kararınızı öyle verin;