Sonsuz kaynaklar içerisinde keşif yapabilmenin sırrı detaylara verilen önemde mi saklıdır? Müziğin daha büyük fikirlere ve projelere kapı açabilmesi, geleneksel müzik yapım aşamalarının yanısıra bilime ve kavramlarla kurduğu ilişkilere mi bağlıdır? Çalışmalarını müzik, teknoloji ve görsel sanatlar ile birleştirerek hikaye anlatıcılığını üst noktalara taşıyan İngiliz müzisyen Max Cooper, sade ve sofistike ses tasarımları ile yenililikçi tavrını korumaya özen gösteriyor. Max’in eserlerini dinlerken ne kadar küçük ayrıntıların ne kadar büyük etkiler yaratılabileceğini, ses kullanımında kendini ne kadar özgür hissettiğini tecrübe ediyoruz. Üretim sürecinin müziği ve yaratılan atmosferi etkilediğine inanan sanatçı, bir önceki albümünü dışa dönük bir tutumla üretip etkilerini test ederken, yeni albümü “One Hundred Billion Sparks” tam tersi bir yöntem ile ortaya çıkıyor. Yeni albümü ile varoluşun temellerini inceleyen Max Cooper, bir aylık çalışma sürecinde günlük hayattan uzaklaşırken, bizlere geriye nelerin kaldığının portresini çiziyor.

Sayısız canlı gösteri, şarkı ve işbirliklerinle neredeyse 10 yıldır müzik sahnesindesin. Ses dalgaları kurma yolculuğun nasıl başladı?

Müzikle her zaman çok güçlü bir duygusal bağım vardı. Her hissimi daha güçlü hale getiriyordu. Sonra tersinin de işe yaradığını fark ettim, duygularımı hiçbir geleneksel müzik eğitimim olmadan müzik formuna dönüştürebiliyordum, tek gereken hislerim ve onları dışa vurmaktaki kararlılığımdı. Bütün bunlar 10 yıllık turnemden çok önce başladı tabi, kayda değer bir şey keşfedene kadar yıllarca anlamsız şeyler ürettim, ve bu keşfetme sürecim hala devam ediyor.

Müziğini dinlerken çok küçük partiküllerin bile devasa yapılar ve özgün dokular taşıdığını fark ediyoruz. Senin için ayrıntı ne ifade ediyor?

Kendimi dışa vurabilmem için başka diğer alan sadece. Müzik yoluyla iletişim kurabilmek için mümkün olan her aracı kullanmak istiyorum, yani ne kadar küçük olursa olsun bir şey bulabilirsem onu kullanmaya çalışırım. Ayrıca doğadaki şekillerden çok ilham alıyorum, her zaman ve gözlemleyebildiğimiz her ölçekte yapıyla dolular.

Partiküllerden ve onların bir bütünü oluşturmadaki öneminden bahsetmişken, albüm görsellerin müziğinle çok iyi örtüşüyor. Ve bu görsellerin da senin üretimin olduğunu biliyoruz. Parçaların için kullanacağın görselleri nasıl seçiyorsun?

Zamanımın çoğunu bilim ve felsefe kitapları okuyarak geçiriyorum, bunlar da görseller için sonsuz bir ilham kaynağı oluyor. Projelerim bu fikirlerin içinden seçiyorum, sonra da verdikleri görsel estetiğe uyumlu bir hikaye anlatacak müziği yazmanın yolunu arıyorum. Henüz çekilmemiş bir filme puan vermek gibi bir şey. Ama son birkaç yıldır, görsel işlere giriştiğimden beri bu şekilde çalışıyorum. Sonuç olarak, bu aslında benim görsel sanat, bilim ve müziğe olan aşkımı birleştirme yöntemim, ve bana hem heyecanlı hem tatmin edici birçok işbirliği fırsatı verdi.

Görselleştirme niçin bu kadar güçlü bir atmosfer yaratıyor sence?

Görme en baskın duyumuz. Dilin içinde de “görüyorum”(I see) şeklinde var bu örneğin, anladığımızı belli etmek için kullanıyoruz. Belki de sebebi sadece toplumun bu şekilde kodlamış olması değildir, görüş gerçekten de diğer duyularımızdan daha büyük bir fiziksel ölçekte bilgi edinmemizi sağlıyor ve insan zihninde daha geniş yer kaplıyor, bazı hayvanların iyi duyması, üstün koku yetisine sahip olması gibi. Sebebi ne olursa olsun, görme yetimiz çevre deneyimimizin çok önemli bir parçası. Müzik yoluyla bir fikri iletmeye çalışırken görselliği kullanmak etkiyi büyük ölçüde artırabilir. Çoğu zaman işitmenin bizi çevreleyen fiziksel ortamla ilgili deneyimimizi oluşturmadaki önemini göz ediyoruz. Duymanın mekânı kavramadaki önemini binoral seslerde güçlü bir şekilde görüyoruz. Yani bu, müziği görsel bir biçimde ele almaya çalıştığım işlerde kullandığım bir diğer zincir.

Başından beri müzikle olduğu kadar bilimle de ilgileniyorsun. Şarkılarına yansıyan bilimsel unsurlar neler?

Bu ikisi arasında bağlantı kurmanın birçok yolu var, ancak bana göre en üretken rota bilimsel fikirlerin görselleştirilmesi ve müziğin notalarıyla bu şekli alması. Alternatif olarak, bilimsel verilerle ses üretmek de mümkün, tabi bu çok dikkatli sınırlandırılmazsa genellikle gürültü oluyor. Ya da bilimle ilgili fikirleri geniş ve yaratıcı yaklaşımları sınırlandırmada kullanabilirsiniz. Örneğin, belirli bir sistemi, mesela genetik bir kodu alıp, protein oluşturmaya yarayan bir dizilime göre üç notalı motifler haritalandırmada kullanabilirsiniz. Ya da eski insanların kullandığı enstrümanlarla kompleks ve birbirine dolanmış melodiler üretme fikriyle oluşmuş bir şarkı olan “Woven Ancestry”’nin temsil ettiği gibi bir bilimsel bir düşünce; hangi enstrümanı ve melodileri seçeceğinize karar vermede kullanılabilir. Bir kere bunların üzerine çalışmaya ve düşünmeye başladığınızda sonsuz ihtimaller önünüze seriliyor. Bilimin müziği tanımlaması, onu hatasız bir kesinlikle haritalandırması çok nadir gerçekleşir, ancak sıklıkla müzik için faydalı ve yaratıcı bir araç olduğunu görürüz. Aradaki bağlantı ne kadar sık olsa da çok abartılmamalı. Müziğim temelde yine bildiğimiz müzik.

Yapım şirketin olan“Mesh’’ nasıl başladı? Ve bize “Mesh”in aradığı sesten bahseder misin?

Müziğin büyük fikirlerinve projelerin parçası olma fikri beni çok heyecanlandırıyor. Birbirine benzer zevkleri olan insanlar buldum, bunun üzerine yapım şirketi kurmanın yaratıcı bir topluluk ve yeni fikirler keşfetme amacıyla iyi bir firsata dönüşeceğini düşündüm. Bir yandan müziğin kendi ruhunu kaybetmemesini ve diğer yandan ise muziğin insanları tatmin etmesi taraftarıyım. Ve müziğin üzerlerinde etki bırakmasından yanayım. İnsanların zevk almadığıbir yapıbenim ilgimi çekemiyor. Bir işten zevk almanın okuyarak değil hissedersen fark yaratabileğine inanıyorum. Müziğin altındaki konsept, bu konu ile ilgili olanlar icin önemli olabilir, peki ya bu konu hakkında fikri olmayanlar,onlarda yine de bu müzigi dinleyip keyif almalılar öyle değil mi? Olaya başka bir noktadan bakıcak olursak ise yapım şirketinin amacı kavramsal olanla yeni teknolojiiyi birleştirmek ve yeni müzikler yaratmak.

Sence, bir yapım şirketi sahibi olarak; elektronik müziğin getirdiği yeni kavramlar, gelecekte müzik dünyasına neler getirecek?

Hala coğu elektronik kavramlar zamanın çoğunda davul tempolarının çoğunluğundan oluşuyor. Gençdönem sanatçılarında bu yönde bir iştahvar. Lakin yeni teknolojinin yükselişte olmasıyla aranjman yapan sanatçılar yavaş yavaş klasikleşen yönden çıkmaya başladı. Yapay zeka iletişimi yeni bir çok kapıaraladı. Ve belkide, bu yenilik, daha geniş bir müzik alanı yaratmaya başladı.

Üçüncü albümün olan“One Hundred Billion Sparks” Eylül ayında çıktı! Albümün oluşum döneminde dışarıya izole olduğun bir dönem yaşadığını öğrendik. Bunun sonucu olarak;bu albümle beraber gerçek Max Cooper’ıdinleyeceğimizi söylemek doğru mu?

Evet, bu benim için yoğun ve kişisel bir ifadeydi. Yalnızca ben, eski donanımlarım ve dışardan aldığım küçük yardımlarla tüm albümün oluşmasısağlandı. Müziğin etrafında güçlüfikirler oluşuyor. Yapım aşamasında hep yapılmasıve yapılmamasıgerekenler oluyor.  Bu faktörler hayatımda olmadan ve izole bir ortamdaüretmek için hayatım boyunca kaçtım. Ve bu albüm bu deneyimin bir sonucu.

Albüm dışında “One Hundred Billion Sparks isimli bir projeniz var. Arkasındaki detaylar nedir?

Projeyi genişleterek, soyutlaşma sürecine bağlantı kurdum. Konuyu beyinle ilgili bir yöne çektik. Bunu benim ve bizim yaratılışımızın süreci olarak da görebiliriz. Düşüncelerimden günlük yaşamı çıkarttığımda geriye kalanları… Müzik ve görsellik anlamında yaratılış sebeplerimizin kaynağına inmek istedim. Çalışması ve ifade edilmesi soyutlaşan bu konu, beni sıra dışı ama bir o kadar da masalsı bir derinliğe yönlendirdi. Bu projede ilerlemek enteresan ve aynı zamanda müzik ve görsellik anlamında da dikkat çekici.