Bu sezon meslekte 15. Yılını kutlayan Mehtap Elaidi, yaşamında ikinci bir kariyerin hayalini kurmuş ve bu hayalini gerçeğe dönüştürmek için kolları sıvamış. Türkiye’de moda tasarımcılarının birlik olması ve ortak projelerde yer alması için özellikle Moda Tasarımcıları Derneği çatısı altında çalışmalarını sürdürüyor. Mehtap Elaidi ile Türk modasının geleceğinden geçtiğimiz sezon Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul’da büyük beğeni toplayan Sonbahar/Kış 2015 “Spice” koleksiyonuna tadı damağımızda kalan bir sohbet gerçekleştirdik ve hayallerine ket vurmayacak kadar cesur bir kadının 15 yılı deviren hikayesi ile tepeden tırnağa ilhamla dolduk.

Mehtap Elaidi markasının 15. yılında geçmişe bir yolculukla başlayalım. Mehtap Elaidi markasının temelleri nasıl atıldı?

Mehtap Elaidi markası benim en küçük çocuğum gibi, ve onun büyümesine tanık olmak çok heyecan verici. Markam aslında benim ikinci kariyerim, daha önceki işim esnasında hayatımda bazı köklü değişikliklerin zamanının geldiğine karar vermiştim. 36 yaşındaydım, moda tasarımcılığı çocukluk hayalimdi ve zaman hızla geçiyordu. Mehtap Elaidi markasının ilk kuruluş yılları, benim de öğrencilik yıllarım oldu. Sıfırdan öğrenmekle, keşfetmekle ve denemekle geçen yıllar çok keyifliydi, sonrasında ise işler hızlı gelişti. 3. yılımda fuarlara katılmaya başlamış, ikinci mağazamı açmıştım. Geriye dönüp baktığımda dönemeçli bu 15 yılın bugün olduğum kişiyi de çok değiştirdiğini söyleyebilirim.

Koleksiyonlarınızda hikayeler anlatmayı seviyorsunuz…

Koleksiyonlarım, Mehtap Elaidi kadınının şehir hayatında geçen günlerine dair çeşitli hikayeler anlatıyor. Keşfetmeyi, hayatı dolu dolu yaşamayı ve çok yönlü karakterini yansıtan çok sesli tasarımlar giymeyi seven kadınların hikayelerini yazdığımı söyleyebilirim. Koleksiyona bakarsak, elbette bu hikaye ekseninde giyilebilir ve birbirleriyle birlikte kullanılabilir parçalar tasarlamak önemli. Renkler, desenler ve detaylar, bu parçaları birbirine bağlıyor, böylece koleksiyonun her parçası hikayenin bir satırı haline geliyor.

Kendi markanız dışında geçtiğimiz yıllarda Boyner ile kendi bünyesindeki markalar kapsamında işbirlikleri gerçekleştirdiniz. Günümüzde son derece popüler olan marka-tasarımcı işbirliklerine nasıl bakıyorsunuz?

Marka-tasarımcı işbirlikleri hem marka, hem de tasarımcı açısından son derece zenginleştirici bir deneyim. Tasarımcı olarak, öncelikle markanızı, tasarımlarınızı ve isminizi çok daha geniş kitlelere duyurma şansı yakalıyorsunuz. Marka ise tasarımcı işbirliği ile mevcut kitlesine modaya ve trendlere daha duyarlı, tasarımcı parçalarına sahip olmaya önem veren yeni bir kitle ekleme fırsatı buluyor. Elbette marka-tasarımcı işbirliklerinde anahtar kelime denge. Markanın DNA’sı ile tasarımcının tasarım anlayışı ortak noktada buluşmalı ve ortaya hem markayı, hem de tasarımcıyı yansıtan bir koleksiyon çıkmalı.

Sizce beyaz gömlekler neden özel?

Beyaz gömlek, kadınların gardırobunda belki en fazla yer kaplayan parçalardan, öte yandan da yorumlaması son derece eğlenceli bir parça. Ufak dokunuşlarla klasik bir beyaz gömleği gece davetlerine ya da spor bir stile adapte edebiliyorsunuz, o yüzden beyaz gömlekler benim favorilerimden.

Sonbahar/Kış 2015 koleksiyonunuza “Spice” adını verdiniz, bu ilham koleksiyona nasıl yansıyor?

Spice koleksiyonumda Baharat Yolu’nu doğu ve batıyı birleştirmesi açısından İstanbul’la özdeşleştirdim ve tıpkı baharatların yemeğe tattığı tat gibi koleksiyondan tasarımların da kadınların hayatına farklı bir dokunuş, 6. Bir duyu katmasını istedim. Koleksiyonda kadife kumaşlar, volanlar ve fırfırlar daha önceki koleksionlarıma nazaran daha eğlenceli bir Mehtap Elaidi kadını resmetti.

Moda Tasarımcıları Derneği Başkanı olarak, Türk modasının uluslararası alanda tanınmasına yönelik bir çok projede yer aldınız. Geçmişten bugüne baktığınızda Türk modasını nerede görüyorsunuz?

Ben markamı 2000 yılında kurmuştum. O günden bugüne baktığımda çok büyük değişiklikler var. ModaTasarımcıları Derneği’nin kuruluşu benim için özellikle bir dönüm noktası. Önümüzde hala uzun bir yol var, ama çok önemli başlangıçlar yapıldı. ve temel şeklinde nitelendirilebilecek adımlar atıldı. Bugün baktığımızda, kendi markalarını kurmuş ve yolculuklarına istikrarlı bir biçimde devam eden tasarımcılar ve onların varlığına inanan, onları destekleyen bir sektör görüyorum. Gelecekte hem tasarımcı markalarında hem de firmalarda markalaşmanın daha fazla görüleceğine inanıyorum.

Fotoğraf : Tabitha Karp