Babamın memleketi Yemen’e karşı gerçek anlamda zaafım var.

2013 yılının sonlarında Yemen’e son gidişimde duygusal bir zaman geçirdim. Hayatım boyunca Yemen olarak bildiğim yerin bitişini hissedebiliyordum ve olan bitenler kontrolüm dışındaydı.

Bir akşam “Ghosts of Yemen” (Yemen’in Hayaletleri) başlıklı serideki fotoğrafları çektiğimde orayı, o hep bildiğim haliyle son görüşüm olacağının farkında değildim. Eski, hayat dolu ve büyük ölçüde kusurlu. Elektrik kesintileri saat başı sokakların başına bela oluyor, ülkeyi ve halkı temiz tutmayı sağlayacak veya içilebilir temiz su kaynağından yoksundular. aşırı miktarda Gat çiğnenmesi nedeniyle insanlar arasında uyuşukluk baş göstermiş. Bu kadar eski bir şehir olmasına rağmen sokaklar ve geçitlere hiç dokunulmamış. Yine de bu şehri çok sevdim.

Şimdi bu fotoğraflara tekrar baktığımda hakikaten o hayaletleri görüyorum. O zaman fotoğrafladığım hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığını bildiğimden şu an itibarıyla bu fotoğraflar elimde kalan tek şey ve şimdilerde aklımdan hiç çıkmıyorlar.

 

Bu hayaletlerin bazıları diğerlerinden daha belirgin, hafif ve anlık cinsten, yalnızca geçip gidiyorlar. Diğerleri gözlerini dikmiş beni izliyor, acısı geçmeyen bir yanık gibi tenime batıyorlar. Aynı sokakları bir de harabeye dönmüş; her an yeni bir saldırının korku, paranoya ve tehdidi altında kıvranırken hayal ediyorum.

Bu hayaletlerin bir an önce yollarına devam edebilmelerini, eninde sonunda huzur içinde uyuyabilmelerini her şeyden çok isterdim.