Gabriel’le yollarımızın kesişmesi onun deyimi ile “kişisel lale devrinden” uzaklaştığı döneme denk geliyor. Hayatın farkında olmak, anlamak ve belki de en önemlisi kendi hikayeni anlatabilmek, yaratıcılık kadar cesareti de beraberinde getiriyor. Duygu durumunu kusursuzca yansıttığı karelerin arkasındaki Gabriel bizi kendine biraz daha çekiyor, siz de katılın!

Gözünü nasıl eğitiyorsun?

Gabriel Vorbon: Onunla çektiğim sayısız kaydedilemeyen fotoğraf sayesinde sanırım… Çok fazla gözlem yapıyorum. Çocukken annemle parka gider, bankta oturup oyun oynayanları izlerdim. Pek bir şey değiştiği söylenemez. Rastlantıların oluşturduğu güzellikleri ve insanları izlemek ilham verici. Kendimi bazen en iyi görüntüyü ve ışığı yakalamak için açı değiştirirken yakalıyorum. Burası kalabalık bir metro olabilir, ya da yalnızca perdenin ışığının yüzlere yansıdığı bir sinema salonu olabilir. Bu kaydedilen referanslar, kendi zamanları geldiğinde fotoğraf karelerine ilham veriyor.

Gabriel Vorbon

“Yaratıcılık” kelimesi senin için ne ifade ediyor?

Gabriel Vorbon: Çevremizi yorumlayış biçimimiz ile bağlantılı bir durum. Dış dünyamız bize her yeni gün, yeni deneyimler kazandırıyor; her birimizin farklı özümseme şekilleriyle zihnimiz de bu istemsizce topladığımız bellekleri oluşturuyor. O parçalar da birbirleriyle sayısız ilişkiler kurup dışarıya fikirler olarak çıkıyor.

“Far from Tulip Era” serisi nasıl ortaya çıktı?

Gabriel Vorbon: İspanya’da zorlandığım ve aslına bakılırsa kendi ‘lale devri’mden de uzaklaştığım bir zamanda oluştu “Far from Tulip Era”. Modelim Jordi üzerine kendi duygularımı yansıttım.

Onu en doğru mekanlarda anlatmaya çalıştım. Çok uzun süren alan keşifleri yaptık, sıcak havanın zorlayıcı koşullarında çalıştık. Hayallerine ulaşmak adına yüksek efor gösterirken yorulup çimenlere uzanan “hepimiz” varız bu seride.

Senin için fotoğrafı diğer sanat dallarından ayıran özellik?

Gabriel Vorbon: Gizemi, durmuş bir yaşam anının kaçınılmaz belirsizliği. Bir şeylere dönüştüremediğimiz bu belirsizlik bize kaybolmuş hissettirip rahatsız da edebiliyor, bundan da hoşlanıyorum. Ya da birleştirdiğimiz tanıdık parçalar, bizi çok konforlu düşünsel yolculuklara da sürükleyebilir. Toparlayabildiğimiz ipuçlarıyla bir filme de dönüştürebilir kendisini, bir şiire de… Bu çoklu denklemi seviyorum.

Gabriel Vorbon

Günümüzde sanatçı ile sosyal medya arasındaki iletişimi nasıl yorumluyorsun?

Gabriel Vorbon: Ulaşılabilirlik için efektif köprüler kuruyor. Öte yandan, ulaşamadığımız şeylere karşı arzu duymayı öğrenen varlıklarız; tam da bu yüzden, zaman zaman bu iletişim kolaylığının ve hızının tutkularımıza etkisini sorgulasam da tercihimi kontrollü̈ bir şekilde içerisinde bulunmaktan yana kullanıyorum.

Sen bu kanalı (aracı) doğru kullanabildiğine inanıyor musun?

Gabriel Vorbon: Dışa vurum konusunda baş etmeye çalıştığım bir utangaçlığım olduğunu göz ardı edersem, kendi ideal düzeyimde kullandığımı söyleyebilirim. Enerjim olduğu sürece dünya ile iletişimde kalmak bana keyif veriyor, tabii bazı zamanlar telefonumu çaktırmadan bir çöp konteynırına atıp yürümeye devam etmek istediğim de olmuyor değil.

Y kuşağının sanata bakışını nasıl değerlendiriyorsun?

Gabriel Vorbon: Umut veriyor! Tüketim çılgınlığımızın zamana paralel yükselişine karşı harika beyinler, harika üretimler ve tasarımlar yapıyor. Üreten kitlenin de ötesinde sanata karşı ilgili ve duyarlı çoğunluğu içeren bir nesil gelişiyor. Sanat bizi rutinlerimizden çıkartıp iyileştirecek; bunun farkındayız.

Gabriel Vorbon