Seramik çalışmalarıyla tanınan Fransız heykeltıraş Elsa Sahal’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Soft is the new Strong” 11 Ocak’a kadar The Pill’de. Sahal’ın 10 yılı aşkın üretim sürecinde ortaya koyduğu eserlerden bir seçki sunan sergi, görsel ve kavramsal zıtlıklar sunuyor.

Elsa Sahal Sergide, biyomorfik biçimli 11 heykel sizi karşılıyor. Tümü başsız olarak tasarlanan, esnek figürler ortaya koyan bu heykeller cinsiyet kavramını sorgulatıyor. Sanat dünyasında feminen bir bakış inşa eden Sahal ile yeni sergisini keşfediyoruz!

Öncelikle neden seramiği bir araç olarak seçtiğinizden bahseder misiniz?

Elsa Sahal : Ben malzeme aracılığıyla düşünüyorum ve malzemelerin kendi dilleri olduğuna inanıyorum. Seramiği seçmemin nedeni dokunuşun benim için çok önemli olması ve kilin de dokunarak kullanılan bir araç olması. Fazlasıyla su alabiliyor, çok narin, farklı amaçlara hizmet edebiliyor, iğrenç ya da harika görünebiliyor. Tıpkı insan bedeni gibi! Bunlara ek olarak birçok rengi de tutabiliyor ki bunu çok etkileyici buluyorum. Eskiden bu malzeme göz ardı edilirdi. 20 yıl önce kil kullanmaya başladığım dönemde çağdaş sanat sahnesinde oldukça marjinal bir malzemeydi. Şimdiyse çok popüler, her yerde görebiliyoruz! Bu trendin yükselişini internet çağına bağlayabiliriz. Ekran karşısında çok fazla zaman harcıyoruz ve malzemeyi ve ona dokunmayı özlüyoruz!

Elsa Sahal, Soft is the New Strong

Türkiye’deki ilk kişisel serginiz The Pill’de açıldı. Ziyaretçiler bu sergide neler bulmayı beklemeli?

Elsa Sahal : Heykellerimle bir bağ kurabilmelerini umuyorum. Çok fazla açıklama gerektiren eserler değil bunlar. Oldukça spontane ve empatiye dayalılar. Seramik rahat bir alan; herkes daha önce mutlaka dokunmuştur! Umarım Türk izleyiciler işlerimi hem tuhaf hem de tanıdık bulurlar.

Serginin adı “Soft is the New Strong” Buna nasıl karar verdiniz?

Elsa Sahal : Serginin adı şu sıralar Paris metrosunun her noktasında görebileceğiniz bir reklamdan geliyor. Güzel bir aliterasyon bence! Sürrealist sanatçıların geleneğini takip eden bir “bulunmuş nesne.” Genelde moda sanattan çalar ama bu sefer sanat modadan çalıyor! Kil, modellenirken oldukça yumuşak ama piştikten sonra da çok kuvvetli bir materyale dönüşüyor. Ve genelde yumuşaklık kadınsılıkla ilişkilendirilir. Bu ismi seviyorum çünkü temsiliyete dair algımızı sorguluyor.

Elsa Sahal, Soft is the New Strong

Sergide kaç parça var?

Elsa Sahal : Bazılarının ilk dönem eserleriniz, bazılarının da yeni olduğunu biliyorum. Birbirleriyle nasıl bir ilişkileri var? Sergide 11 heykel var. The Pill’in kurucusu Suela Cennet’le yaptığımız tercihlerde işlerimi daha geniş bir yelpazede göstermek istedik. Yıllar içerisindeki gelişimi görmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Ama yine de birlikte yaşayabiliyorlar. Bu çeşitlilik, radikallik, mizah ve eleştiri harmanı ve sanat tarihiyle ilişkim kariyerimin başından bu yana var olan unsurlar. Yeni bir yol çizmek için onlardan kendimi uzaklaştırmam gerektiği çok açıktı. Sergideki tüm eserler bu yolu mümkün olduğunca net bir şekilde çizecek biçimde, en eski eserlerimden en yenilere doğru yerleştirildi.

The Pill, İstanbul’un tarihî bölgesi Balat’ta yer alıyor. Bölgeye aşina mısınız?

Elsa Sahal : Galerinin fiziksel mekanı ve lokasyonu sergi tasarımını etkiledi mi? Çok enerjik bir semt ve her şeyin çok hızlı değişebileceği hissine kapılıyorsunuz. Gelenek ve modernitenin bir arada yaşadığını sokakta yürürken bile görmek mümkün. Galeri harika bir yer. Denizin hemen kenarında; böylece suyun varlığını galerinin içinde de kullanabiliyoruz! Söyleyebilir miyim bilmiyorum. Sürprizi bozmak istemem ama… Galerinin içindeki gölette devasa bir heykel var ve işeyen küçük bir kızı tasvir ediyor! Brussels’ın “Manneken Pis” heykelinin yeni bir yorumu!

Elsa Sahal, Soft is the New Strong

Karakterleri oksimoron özellikler taşıyor. Güzel ve çirkin, erotik ve erotik olmayan… Bazen sarılmak istiyorsunuz bazen de kaçmak. Yaratıcı sürecinizden biraz bahseder misiniz? Ziyaretçiler nasıl hissetmeli?

Elsa Sahal : Nasıl bir niyetle üretim yapıyorsunuz? Niyetim bilmediğim bir şeyin arayışında olmak. Beklenmediğin getirdiği şaşkınlığı arıyorum. Heykeller bilinçaltımızın muhbirleri (ya da gammazları). Hayatta, kelimelerle anlamlandıramadığım birçok mesele var; ben heykeller aracılığıyla anlamlandırıyorum. Yaratıcı süreç sırasında sonucu kontrol etmek istemiyorum. Seramiklerim kil üzerinde çok özel bir çalışmanın ürünleri. Üretim sürecim – bir dereceye kadar – el becerisi ve yıkım arasında geçen bir mücadele. Malzemeyle bir olabilmek için dayanabileceği kalınlıkta devasa kil yapraklarıyla çalışıyorum. Fiziksel yasalara saygı olmadan bir sarsıntı ve çözülme söz konusu. Bir yanda sanatçının bağları, kasları ve düşüncesi; diğer yanda taşın ağırlığı, yoğunluğu ve dokusu gibi güçler arasında denge olmadığı sürece yaratım eyleminin en ilkel merkezinde hiçlik yatıyor. Kendi yorumlarını ve hayallerini çıkaran ziyaretçilerle tanışmayı çok isterim. Genelde çok yoğun bir etkileşim oluyor ve bu, benim için en büyük ödül!