Kavramsal sanatın önde gelen temsilcilerinden Seza Peker, yine zamanın ve hafızanın sınırlarını zorlayan çarpıcı bir yapıtla izleyiciyi büyülüyor. Yerleştirme, fotoğraf, film, ses, kolaj, çizim gibi farklı anlatım biçimlerini ustalıkla kullanan sanatçı ‘Gelecek Arşivi’ isimli çalışmasında ömrü kısa sesleri bir ‘hafıza saati’nin içine işliyor. Paris ve İstanbu’da iki şehirli bir hayatı benimseyen Paker’le, Audemars Piguet Butik İstanbul’da sergilenen ses yerleştirmesinden günümüz sanat dünyasındaki “kış günleri’ne” uzanan bir sohbete dalıyoruz.

Gelecek Arşivi’nde kompozisyonu oluştururken kullandığınız ses verilerini nasıl seçtiniz?

Kendi Instagram hesabımdan ve sörf yaparak… Arkadaşlarımın paylaştığı dua sesleri, kaykaylar, rüzgar ve fırtına sesleri, yürüyüş yapan göstericilerin sesleri…

Benzeşmeyen seslerin yan yana, hiyerarşiden uzak bir sıralanışla konumlandırılması izleyiciye ne anlatıyor?

Instagram’ın kendisini… Bugünkü hızlı hayatımızın birebir örneği, yani bir anlamda, bilgi aktarımın karışıklığı, ve onu kendimize oturtmaya yöneltmemiz…

Yapıttaki sesler size neleri çağrıştırıyor?

O sesleri bir müzik haline getirmekle algımızın bunu icap ettirdiğini düşündüm ve bunun üzerine odaklandım.

Eseri tanımlarken kullanılan ‘hafıza saati’ ifadesinin sizdeki karşılığı nedir?

‘Hafıza’ kendine bir yön arar. Ben de onu bir müzik kompozisyonu haline getirdim. Müzik zaman üzerine kuruludur. Benim bu parçam, ‘Gelecek Arşivi’ kompozisyonu 15 dakika. Saatin bir dilimi… Kadın senatör Amy Klobuchar’ın 1 Ekim’deki Supreme Court’a aday olan Brett Kavanaugh’nun üzerine yaptığı unutulmaz konuşması da 15 dakika sürdü.

Eserin teknik detaylarından söz eder misiniz? Sesleri birbirine eklemlerken nasıl bir teknoloji kullandınız?

Eseri ses mühendisi Hakan İğsız ile hazırladık. Hem içeriği hem kullanılan teknolojiyi sergi alanında video enstalasyonu olarak gösterdik.

Audemars Piguet’le yaptığınız işbirliğini nasıl anlatırsınız?

Audemars Piguet’nin sanat projeleri çalışmalarını Türkiye temsilcisi Shelly Ovadia zaten takip etmekteydi.  Bana, İstanbullu bir sanatçı olarak benimle bunu gerçekleştirmek istediğini ve nasıl bir şekilde beraber ilerleyebileceğimizi sordu. Ben de, ona ‘Gelecek Arşivi’ projemden bahsettim. Ve, bunu Audemars Piguet’e sunduk. Beni Le Brassus’a davet ettiler.

Eserden bağımsız olarak seslerle aranız nasıldır?

Müzik hayatıma çok küçükken İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda başladım. Klasik müzik hep benimleydi. Ergenliğimde,1970’li yıllarda jazz ve rock hayatıma girdi. Müziğin her türlüsü hayatımı doldurur. Sesse; tiyatro ve performansa olan ilgimle perçinlendi. 

Gözlerinizi kapatıp çocukluğunuzu düşününce zihninizde hangi sesler canlanıyor?

Ne güzel bir soru! Rüzgar, yaz, selvi ağaçlarının hışırtısı, deniz, dalgalar, pancar motorları, araba klaksonları, kar topu sesleri, sokak satıcıları, şehir gürültüsü. İstanbul yani…

Sıradan bir gününüzden hangi sesler geçiyor?

Buzdolabı açıp kapatmak, çocuk sesleri sokakta, dolu dolu CD’ler dinlemek, yaprak hışırtısı, kitap açıp kapatmak, Apple bilgisayarının açma sesi, Paris’te metro durakları anonsları, İstanbul’da tüp satıcılarının jingılı…

Yerleştirme, fotoğraf, film, ses, kolaj ve çizim gibi farklı ifade biçimlerini kullanan bir sanatçı olarak bir fikri uygulamaya geçirirken medium’a nasıl karar veriyorsunuz?

Genelde çalıştığım konular üzerine odaklanmaya başladığım zaman biraz sinemacı, yazar gibi araştırma içinde geçer zamanım. Gazete ve dergi kupürleri, arşivimden fotoğraflar, yaptığım küçük desenler ve yazılar birikir. Şekillenmeye başladığı zaman seçeceğim form kendi başına hakimiyetini gösterir.

Bildiğimiz kadarıyla Paris ve İstanbul’da yaşıyorsunuz. Bu şehirler size, sanatınıza neler katıyor?

İstanbul kaotik, heyecanlı, çok dinamik… Paris ise kültürel bir hediye.

Türkiye’deki çağdaş sanat ortamına ilişkin güncel gözlemleriniz neler?

İzliyorum. 

Yurtdışında Türkiye sanatına ilgi bugün ne durumda sizce?

Bu çok düşündürücü bir konu. Sanırım benim en önemli gördüğüm; dışarıdan bakıldığı zaman coğrafya aramamak sanatta. Bu varolmuş olsa bile. Sanatçı zaten eğitiminde sanat tarihiyle harmanlanmış, bugüne ait sorunlarla aynı zamanda yaşayan biri olarak; dünyanın her köşesindeki sanatçıyla aynı şekilde atılıyor çalışmalarına. Niye dışarıdan bir bakış olsun ki? 

Dünyanın neredeyse tamamını etkileyen baskıcı, otoriter siyasal iklimin ve ülkemizi kıskacına alan ekonomik gerilimin sanata yansıması hakkında ne söylemek istersiniz?

Dünyanın her yerinde aynı durumdayız.  Politikalar ve ekonomiler çakışıyor. Félix Guattari’nin dediği gibi -Ali Akay devamlı bunu örnek verir-; ‘kış günleri’ne (les années d’hiver) girdik.