Sneaker’ların durdurulamaz yükselişinin devam ettiği ama çoğu markanın koleksiyonlarında tekrara girdiği günlerde ihtiyacımız olan sıra dışı dokunuşu sağlayanlardan biri Helen Kirkum. Genç modacıları desteklemek amacıyla oluşturulan International Talent Support’ta 2016 yılında aksesuar dalında ödül alan İngiliz tasarımcı, okulu Royal College of Art’ın mezuniyet defilesinde tüm dikkatleri üzerine çekti. Kullanılmış ayakkabıları parçalayıp yeniden bir araya getirerek oluşturduğu Our Public Youth isimli koleksiyonuyla yıldızı parlayan Helen Kirkum, hem tasarımcıların hem de tüketicilerin yavaşlaması ve sorumluluk alması gerektiğini düşünüyor. İşleri sanat ile moda arasında bir noktada konumlanan Helen’ı daha yakından tanıyalım!

Tarzını nasıl tanımlarsın?

Ham ve dürüst bir kolaj; spontane ve tepkisel bir süreç.

Kullanılmış spor ayakkabıları yeniden tasarlama fikri nasıl oluştu? Yaratıcı süreci biraz anlatır mısın?

Spor ayakkabılar ticaretin bir sembolü haline geldi ve artık ticaret ve ürünlere verdiğimiz değeri ifade ediyor. Bu objeler birer ürün haline geliyor.

Üretim süreci iki aşamadan oluşuyor. Önce birkaç spor ayakkabıyı parçalıyorum. Tüm parçaları özenle birbirinden ayırıp şekil, boyut ve renklerine göre gruplara ayırıyorum. Sonrasında tüm parçaları kolaj ve yapboz gibi dikiş makinesinde bir araya getiriyorum. Sürecin beni nereye götüreceğini ve ortaya nasıl bir ürün çıkacağını asla tam olarak bilemiyorum. Organik bir süreç diyebilirim.

Spor ayakkabıların moda trendi olarak yeniden canlanması hakkında ne düşünüyorsun?

Spor giysileri, sokak giysileri ve lüks modanın artık birbirinden pek de ayrılmadığını düşünüyorum. Bu kategoriler aynı anda birbirinden etkilendiğinden aralarındaki sınırlar da bulanıklaştı. Spor ayakkabı trendlerin ve sosyal statünün üst imleyeni haline geldi. Genç kültür tarafından meşrulaştırıldı ve modanın elit kesimi tarafından benimsendi.

Tasarımlarının arkasındaki en birincil motivasyon sürdürülebilirlik gibi duruyor.

Evet, kesinlikle öyle. Hedefim ürünlerle aramızdaki etkileşimle ve tüketici ve tasarımcılar olarak sorumluluklarımızla yüzleşmemizi sağlayacak parçalar tasarlamak.

Bu konu senin için neden bu kadar önemli?

Spor ayakkabıları toplamak için geri dönüşüm merkezleriyle birlikte çalışırken ne kadar çok şeyi çöpe attığımızı ve moda ve ürünlerin atılabilirliğine karşı yaklaşımımızın etkilerinin ne denli büyük olduğunu fark ettim. Her şeyi bir anda çözebileceğimize inanmıyorum ama çevre konusunda daha bilinçli ve gerek üretim gerek tüketim alanlarında sürdürülebilir olmaya gayret etmemiz gerekiyor.

Alışılmışın dışında bir mezuniyet projen var. İnsanların tepkisi nasıl oldu?

Projeyi yürütürken birçok engelle karşılaştım. Süreç ve malzeme seçimimden ötürü projenin ticariliği ve ölçeklenebilirliği konusunda eleştiri aldım. Yenilik kavramına dair vizyonumuzu ve genel anlamda ayakkabı normlarını sorgulamak istedim. Mezuniyetten sonra çok büyük geri dönüşler aldım; daha iyi bir küresel reaksiyon düşünemiyordum. Konseptime ve vizyonuma sadık kaldığım ve bu kadar çok insanın etkileşim kurabileceği ürünler yarattığım için mutluyum.

İşlerine ilk baktığımda kolaj sanatını andırdığını düşündüm ve sonra senin de bu şekilde tanımladığını okudum. Kolajlara ilgin nasıl gelişti? İlgilendiğin başka sanat biçimleri var mı?

Sanatın her türüyle ilgileniyorum ama Dada akımını hep ilham verici bulmuşumdur. Özgür ifade, kişisel ve sosyal yorumlama unsurları benim çalışma biçimimle fazlasıyla örtüşüyor. Heykel ve enstalasyonları da çok seviyorum. Dinamik şekiller ve dokular yaratan yarım kalmış ya da uyumsuz işler daima ilgimi çekiyor.

Kendi markanı oluşturmayı düşünüyor musun?

Sipariş ürünler hazırlarken bir yandan da kendi ürünlerimi çıkarmayı planlıyorum.

Sana ilham veren ve gelecekte birlikte çalışmak istediğin tasarımcılar var mı?

Birçok kişiyle iş birliği yapmak isterim. Christopher Raeburn’ün yeniden yapılandırılmış işlerini ve Rombaut’nun dürüst ve doğrudan işlerini çok seviyorum. Bir gün Raf Simmons’la çalışmayı da çok isterim.

Yıllardır giydiğin spor ayakkabıların var mı?

Evet, spor ayakkabıları alıp rafta tutmaktansa giymeyi çok seviyorum. Eskimeleri hoşuma gidiyor; daha karakter sahibi ve çekici olup daha çok anı saklıyorlar. Ben gençken arkadaşlarımla birlikte Converse’lerimin üzerine bir şeyler yazardık. Giysilerimi kişiselleştirdiğim ve başka kimsede olmayan bir şeye sahip olduğum ilk deneyimdi bu; tamamen kişisel ve hikayelerle doluydu.