Olumsuzlukların karanlığında bile mizah yoluna başvuruyor, kendini resimlerine bırakan herkesi bir yerden yakalamayı başarıyor… Gerçekte dünyanın bir araya getiremeyeceği karakter ve nesnelerin baş kahramanı olduğu eksantrik dünyasını Ali Elmacı’dan dinledik.

Sanata başlama hikayeni bize biraz anlatabilir misin? Seni bu dünyaya çeken ne oldu?

Ali Elmacı: Elime ilk kalemi alıp yazmaya başladığımda aynı zamanda çizmeye de başladım, öyle hatırlıyorum. Bu dünyadan ayrılıncaya kadar da bu eyleme devam edeceğim, öyle hissediyorum. Çünkü bu içsel bir şey, onunla doğup onunla ölürsünüz.

İşlerinde mizahi bir tavır yakalasak da, bizi sorgulatan karanlık bir tarafı da göze çarpıyor. Bu dengeyi nasıl buluyorsun?

Ali Elmacı: Yaptığım şey tam da kara mizah, bunu yaparken ironiden yola çıkıyorum. Ciddiyetle anılan tüm olumsuzlukları mizahi bir dille ele alıp, onları kendi ifade biçimime büründürüyorum. Bunu yaparken amacım izleyiciyi gülse mi ağlasa mı bilemeyeceği bir duruma sokmak.

“Yaptığım şey tam da kara mizah, bunu yaparken ironiden yola çıkıyorum. Ciddiyetle anılan tüm olumsuzlukları mizahi bir dille ele alıp, onları kendi ifade biçimime büründürüyorum.”

Yaratım sürecin nasıl? Bir resme başlamadan tuvalin son hali kafanda oluşmuş, tüm fikirlerin yerine oturmuş oluyor mu?
Ali Elmacı

Ali Elmacı: Önce çalışacağım konuyu belirler ve ilgili araştırmalar yaparım. Tuvalin başına geçtiğimde ise aşağı yukarı ne yapacağımı bilsem de sonuç hep sürprizlerle doludur. Genelde hiçbir şeye bağlı kalmam.

Resimlerine baktıkça yeni nesneler fark ederken detaya verdiğin önem hemen görülüyor. Sanatının çok yüzlü olması iletmek istediğin mesaja ne kadar katkı sağlıyor?

Ali Elmacı: Eğer sağlam bir duvar örmek istiyorsanız taşları doğru biçimde dizmeli ve birbirlerine destek vermelerini sağlamalısınız. Her bir taş karşılıklı birbirine katkı sağlamalıdır. Resimlerimde kullandığım nesnelere böyle bir mantıkla yaklaşıyorum. Detaylar bizi bütüne taşıyan birer araç olurken, verilen mesajı da ilgi çekici kılıyorlar.

Ali Elmacı

Tuvallerinde canlı renkler, çicek desenleri ve oryantal motifler hep ön planda. Estetiğinin Türk kültürüne ne kadar yakın olduğunu düşünüyorsun?

Ali Elmacı: Ben bu coğrafyadan beslenip üreten bir sanatçıyım, resimlerimde elbette buraya ait dokular görmek mümkün. Ancak aldığım eğitim ve kullandığım dilin Türk kültürüne ne kadar yakın olduğu tartışılır. Aslına bakacak olursanız; ben evrensel olanın peşindeyim.

Louis Vuitton desenleri, Adidas logosu, Superman sembolü… İşlerinde popüler “Batı” kültüründen referanslar da çokça var. Bu sayede resimlerinin farklı kitlelere daha erişilebilir kıldığını söyleyebilir misin?

Ali Elmacı: Semboller bir nesne veya olayı sadece temsil etmez, aynı zamanda onu tanımlarlar. Semboller aidiyet duygusunu güçlendirirken araç olmaktan çıkarılıp amaç haline getirilirse, kutsallaştırılırlar ve sorun üretmeye başlarlar. Ben de resimlerime onları tam bu noktada dahil etmekteyim. Yerel sembollerle beraber çoğunlukla evrensel semboller kullanıyor olmam, beraberinde daha farklı kitlelere ulaşmamı da kolaylaştırıyor.

Ali Elmacı

İşlerinde yer alan hayvanların kompozisyonlarındaki yeri nedir?

Ali Elmacı: Ben işlerimdeki figürleri hayvan veya insan diye ayırmadan şunu söylemeliyim; çirkinin resmini yapıyorum, benim için çirkin ise içinde insan olan her şeydir.

5 sene sonra İstanbul’daki sanat dünyasının nasıl değişeceğini öngörüyorsun?

Ali Elmacı: Yarını bile kestiremiyorum ama bazı temennilerde bulunabilirim. Umarım nitelikli müzeler ve galerilerin yanı sıra bolca bağımsız sanat inisiyatiflerinin açılmış olduğunu görür, bilinçli sanatseverle beraber güçlü koleksiyonerlerin de sanatın ve sanatçının yanında yer aldığını görürüz.