Herşey hızla ilerliyor. İyiye ya da kötüye, gelişiyor, evriliyor. Bu dönüşümün şahitlerinden biri de her zaman sanat oluyor. Son yıllarda Türkiye’de de hızla yükselişe geçen “dijital sanat ve yeni medya”yı, kreatif endüstrilerin yeni çağ adaptasyonunu, yeni yaklaşımları ve tabii ki başroldeki insanı dünyaca ünlü TodaysArt festivalinin yönetmeni ve kurucusu Olof van Winden’den dinliyoruz.

“Yeni” sıfatı artık her yerde; yeni medya, yeni dünya, yeni teknolojiler, yeni çağ… Sizin için “yeni” ne anlama geliyor?

Olof van Winden: Bu bağlamda “yeni” benim için alakasız kalıyor. Bir şeyin yeni olup olmaması önemli değil. Teknoloji hızla değişiyor ve gelişiyor, sanat da biçim ve araç olarak değişiyor ama bunlar yeni şeyler değil.

Teknoloji – Benim için teknoloji insanlar olarak yarattığımız her şey. Bu bir taşla başladı, tekerlekle devam etti, ardından mekanik oldu ve şimdi de dijital. Bunu bir icat olarak tanımlayabilirim. “Yeni” teknolojiden ziyade üssel gelişen bir olgu.

Yeni Medya – Bu, 90’lardan kalma bir söz. Genel anlamda sanattan bahsedelim. İster müzik ister enstalasyon ister teknoloji performansı olsun bunların hepsi sanatın çatısı altında yer alıyor.

2. Çağdaş sanat sahnesinde “medya sanatını” nasıl konumlandırıyorsunuz?

Günümüzde sanat ve medyaya dört aşamalı bir bakış

Olof van Winden: Çağdaş sanat üretimiyle alakalı birkaç önemli noktaya değinmekte fayda var.

Öncelikle dijital sanat üretimi zaten ana akım.

Günlük kültürümüz öncelikle Facebook, Twitter, Google, dijital fotoğrafçılık, YouTube, MP3, dosya paylaşımı, iPad ve akıllı telefon; sonrasında kalem, tablo, kamp ateşi etrafında gitar şarkıları ve televizyonun hakimiyetinde.

Dijital bir kültürde yaşıyoruz. Ama dijital olmayan kültür de dijitalle yakından alakalı. Bilgisayar sanat için ana üretim platformu ve bu nedenle neredeyse görünmez durumda.

Michelangelo ya da Vincent van Gogh yaşasaydı muhtemelen resim yapmazlardı.

İkinci olarak, veri tabanı paradigması üstün geliyor. Sanat icra etmenin en yaygın yolu şu: bir veri kütüphanesi (ses, resim vb.) var ve bir “sanatçı” o veriyle “bir şeyler” yaratmak için operasyonlar (algoritmalar) icat eder; estetik bir deneyim yaratmak için o verileri etkileşime geçirir, bir araya getirir, birleştirir, karşılaştırır.

Üçüncü bir nokta da bilgisayarın sanatçılar tarafından kullanılan üst bir araç; bilinen, kristalize ve anında erişilebilir bir çözüm haline geldiği. Örneğin; fotoğraf ya da ses yazılımı sanatçıya yazılımla oynama gücünü sağlar. “Kendin yap” akımı hazır desenleri uygulamaktansa kişisel ve anlamlı işler yaratabilmek için teknolojiye ayak uydurmanızı gerektirir.

Dördüncü önemli unsur da sanatın sunduğu amaç, anlam, deneyim; uyandırdığı duygular; sorduğu sorular ve bir konunun karmaşıklığını ortaya seriş biçimidir. Bu örnekler çoğaltılabilir ama neticede önemli olan budur; medya sanatları gibi kalıpların tanımına uyup uymaması değil.

Yeni medya hızla gelişiyor. Video sanatıyla başladı ve sonra sabit olmayan sanata, sanal gerçekliğe ve ağ sanatına dönüştü. Artık RFID, GPS, mimari, mobil teknoloji, akıllı tekstil, hatta biyoteknolojiye dek (biyoteknoloji bir araç olarak görülse de) uzanıyor.

Sanatın bu metotlara duyduğu ilgi teknolojiye duyulan tutku ya da deney için deney yapma isteğinden ziyade; toplum, ekonomi ve kültürdeki bu teknolojilerin günümüz dünyasını şekillendirmesinden ileri geliyor. Yaşadığımız çağın önemli meseleler bu teknolojilerde yer alıyor. Nasıl yaşadığımızı, dünyamızı nasıl organize ettiğimizi ve hatta güzelliğin ne olduğunu sorgulayanlar kendilerini muhtemelen yeni medyayla ilgilenirken bulacaklar.

Kreatif endüstrilerde bireysellikten ziyade iş birliğini, birlikte çalışmayı ve ortak liderliği destekliyorsunuz. Kültür-sanat sahnesinde birlikteliğin gücü sizce nedir?

Olof van Winden: Dünyanın hızla değiştiğini ve bir sonraki bilinç seviyesine geçmek için fikirlere ve yaratıcılığa ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Markalaşmaya, kazanca ve egoya odaklanan, tamamen istikrarsız bir hale gelmiş yatay bir dünyada yaşıyoruz. Bunu bereket yaratmak için paylaşan dikey bir bakış açısına dönüştürmeliyiz. Dünyada tüm gezegeni doyurmaya yetecek kadar besin, herkesi oldukça zengin edecek miktarda para var. Ama bu kaynaklar tuhaf ve yatay bir şekilde dağıtılmış. Yatay düzen çok daha istikrarlı ve sürdürülebilir.

Digi.logue, Türkiye’de kreatif endüstrilere ve teknolojiye odaklanan ilk platform. Bu sahnenin yurt dışındaki bir lideri olarak dijital dönüşümün geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olof van Winden: Dijital dönüşüm yadsınamaz bir olgu; bununla yüzleşmeliyiz.

Türkiye’deki ilk platform olarak dijitalin hızla geliştiği, sınırsız bilgi miktarı ve daimi bağlantı erişiminin bulunduğu bir çağda genç nesli eğitmek büyük bir sorumluluk zira mevcut eğitim sistemi artık yok olmaya yüz tutmuş eski mesleklere, eski kapitalizme ve merkeziyetçi bir düşünce biçimine dayanarak hazırlanmış.

“Farklı disiplinlerden ileri görüşlü fikirler için bir buluşma noktası yaratan bir festivaller ve projeler öncüsü” olarak tanımlanan TodaysArt Festivali’nin direktörü ve kurucusu olarak sizce bu fikirlerin aracı nedir?

Olof van Winden: Sanat araçtır ve araç mesajdır.

Gerçekleştirmek istediğiniz profesyonel bir hayaliniz var mı?

Olof van Winden: Profesyonel anlamda başardığımız şeylerle gurur duyuyorum. Yaratıcılığı desteklemek ve bu alanda gerek sanatçılar gerek kültür sektörü çalışanları iş fırsatları yaratmak için büyük çaba sarf eden, saygın, küresel bir markayız.

Daha ideolojik bir açıdan bakacak olursak umarım şu galaksiler arası uzay ve Mars keşifleri başarısız olur da gezegenimizin keşfe açık yeterince fazla köşesi olduğunu fark etmeye başlarız. Dünya’nın en ıssız noktaları bile Mars’ın düşmanca yüzeyinden çok daha güzel görünüyor.

İnsan ırkı büyük bir değişimden geçiyor. Buna herhangi bir yanıtım veya çözümüm yok fakat bunun bir parçası olmak istediğimi biliyorum çünkü bundan 20 yıl sonra “Tüm bunlar olurken sen neredeydin?” sorusuyla karşılaşmak istemiyorum.

İnsanlığın geleceğine dair endişeleriniz neler?

Olof van Winden: en pozitif bir insanım ve genç neslin insanlık bilincini yükselteceğine inanıyorum. Daima mükemmel bir denge kuracak biyolojik ekosisteme de insansam da teknolojik ekosistem ya da “teknosfer” konusunda bazı endişelerim var. Nikola Tesla yerine Edison ve Einstein’ı takip ederek tarihte bazı hatalar yaptık; bu hataların nedeni kapitalizm ve ekonomiydi. Artık ekonomik kazançlara göre karar vermeyi bırakacağımızı umuyorum.

Bu dünyayla nasıl tanıştınız?

Olof van Winden: Öğrencilik yıllarımda küçücük bir markette drum & bass partileri düzenlerdim. Bir de Hollanda Dans Tiyatrosu’nun açılışında muhteşem koreografiyi ve Ryoji Ikeda’nın bestelerini dinlerken salonun yarısının 70 yaş üstü insanlarla dolu olduğunu görünce kültürümüzde bir sorun olduğunu fark ettim. Yeni yaratıcılık biçimlerinden ve şehrimdeki pek de popüler olmayan büyük yeteneklerden ilham aldım. Bu kötü imaj ve platform eksikliği beni, uluslararası sanatçıları davet edip yerel sanatçılarla tanıştırabileceğim uluslararası bir festival başlatmaya teşvik etti. Kısa sürede Berlin’deki Club Tansmediale (CTM Festival), Detroit’teki Elektronik Müzik Festivali ve Montreal ve Meksika’daki Mutek’le ortak olduk. Bu kadar geniş bir ağ ve sayısız ortaklıktan bugünkü festival doğdu.

Projeleriniz ve ortak çalışmalarınız Japonya’yı, Güney Kore’yi, Meksika’yı, Rusya’yı, Orta Doğu’yu, Kanada’yı, ABD’yi ve birçok Avrupa ülkesi yer alıyor. Türkiye’nin potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olof van Winden: Potansiyel, yaratıcılık ve iş birliği yapmak için bir sebep hep var!

Ben ne bir siyasetçiyim ne de ekonomist. Bu nedenle kreatif ve kültürel bir açıdan bakacak olursak kültürlerarası diyalogu artırmaya ve fikir ve kaynaklarımızı paylaşmaya odaklanmalıyız.

Hepimiz tek bir gezegeniz ve ortak sorumluluklarımızın farkında olmalıyız. Bu sınırları geçip bir araya gelmenin zamanı artık!

Tüm bu disiplinler arasında kişisel olarak daha yakın hissettiğiniz bir alan var mı?

Olof van Winden: Genelde, tek konuda spesifik bir bilgiye sahip olmaktansa her şeyden biraz öğrenmeyi tercih ederim. Çok meraklı bir insanım ve tüm disiplinler benim gözümde eşit. Bir anlatı, yansıma, duygu ve şiirsellik olduğu sürece disiplinin, türün ya da aracın bir önemi yok.

Çok katmanlı bir yaklaşıma odaklanıyoruz. Başka bir deyişle, her disiplin akademik bir seviyeden popüler bir seviyeye taşındı. Blenderde güzel bir kokteyl yapmaya benzetebiliriz bunu.