Akşam güneşinin son ışıkları Hush Hotel’in dışarıdaki salonunun yeşilliklerine yansırken video sanatçısı, fotoğrafçı ve müzisyen Berk Çakmakçı, oturup benimle teknoloji ve sanata bakış açımı derinleştiriyor. Yakın zamanda New York Parsons School of Design güzel sanatlar yüksek lisansı mezunu olan 28 yaşındaki sanatçı, adeta bir araştırmacı gibi itinayla sözlerini ölçüyor, fakat kendini beğenmişlikten çok uzak. “Sanat hakkında eğitimli olmanıza gerek yok. Bence insanlar tepkilerini açıkça ifade etmek konusunda cesur olmalı. Ancak bu şekilde ilerleyebiliriz.”

Kendini arşivci olarak tanımlayan Çakmakçı, işlerini sosyolojik bir keşif olarak görüyor. Youtube videolarından klipler alıyor ve hiper-gerçekçi, takıntılı kültürümüzde insanların teknolojiye verdiği tepkileri anlatan montajlar yaratıyor. “Unboxing” isimli videosu, Youtube’cuların iPhone 5’lerini kutularından çıkartırken verdikleri esrarengizce benzeyen tepkileri toparlıyor. Kabul ediyor, “Beni şaşırtan şey onlardan farklı olmamamdı. Üzücü ama aydınlatıcı oldu benim için.”

Berk özgünlüğü arıyor: “Hiper-gerçek bir dünyada dürüst olabileceğiniz bir yol bulmaya çalışmak benim sanatımı yönlendiren şey. Avatarın, yayınladığın resimler, online kimliğini yaratma biçimin ve teknolojiyle geçirdiğin zamana rağmen hala kendin olabilmak. Eğer bu mümkünse tabi.”

Berk eski kafalı sanat yorumlamalarına meydan okuyor: “Türkiye’de çok fazla medya faşizmi var. Galeriler ve koleksiyoncular harcanan zamana ve sonucun duvarda güzel durup durmadığına önem veriyor. Ben sanata böyle bakmıyorum.” Onun en çok zevk aldığı şey “Eserin başkalarının gözünde ve tepkilerinde kendi hayatını oluşturması.” Onun amacı “sohbetler oluşturmak.” Bunu fotoğraf aracılığıyla da yapıyor: “Alanları ve nesneleri fotoğraflamanın cazibesine kapılıyorum çünkü izleyiciye resmi tamamlama alanı tanımak istiyorum. Aldığınız kadar vermeniz de gerek.”

İstanbul’daki müzik ortamını konuşurken, Çakmakçı yumruğunu hafifçe masanın yüzeyine tıklatıyor, sakin sesini sabırsız bir kesiklikle vurguluyor. “İnsanlar ‘oh, o burada çalıyor, şu orada çalıyor, onları şurada yakalayabilirsin…’ diye konuşuyor ama müzik hakkına gerçek bir yazı veya sohbet yok. Bu tam bir vakum.”

Mayıs ayında “Moda’da Sanat” sergisinin küratörlüğünü başkalarıyla ortak olarak yaptı. Onun sergisi “Infinity Now” sanata inancının bir vasiyeti ve kaybettiği yakın arkadaşı Murat Üf Yaa’ya bir övgüydü. Arkadaşını “Türkiye’deki küçük ama sıkı örülmüş bağımsız müzik sahnesinde önemli bir figür” olarak tanımlıyor. “Basit fikirleri inanılmaz yollarla işlemenin yolunu bilen” bir sanatçı.

Sergi kulaklıklara bağlı bir walkman’den oluşuyordu. Onun bir çiçek dükkanının dışında Murat için yaptığı bir parçayı, tekrar tekrar çalıyordu. “Parça kendi kendine yaşayan, yaşlanan ve olduğu yerde değişen bir şeye dönüştü” diyor. Berk, Murat’ın bir kişisel gelişim kitabından scan ettiği ve ona yolladığı bir alıntıyı hatırlıyor: “Sonsuz Şimdi.” Bunun komikliği hoşuma gitti. Sanki bir şirket ölümsüzlüğü/sonsuzluğu bir ürün olarak satmaya çalışıyor. “SONSUZ, ŞİMDİ!” gibi.

Müzik üzerine düşünürken sanatçı sessiz. Açıklarken neredeyse utanıyor: “Müzik benim duygusal çıkış noktam. Daha çocukken kendimi onunla tanımladım. Sanırım bu yüzden ona karşı korumacıyım. Eskiden kendi kasetlerimi seçerdim. İlk Michael Jackson kasedimi aldığım günü halen hatırlıyorum,” gülüyor.

Onu yeşeren bir arşivci olarak hayal etmek zor değil; kulaklıkları hep kulağında, kasetler arasında gidip gelirken, şarkıların örneklerini çıkarırken ve keşifleriyle heyecanlanırken… Ama Berk duygusal olmaktan veya geçmiş etkiler ve eski işler arasında dolaşmaktan kaçınıyor. “Kimseye çalmadığım tonlarca müziğim var,” diyor. “Yeni şeyler yapmak benim için daha önemli.”

“Sanat serbest bırakabilme tartışmasını yapmak için bir yol mu?” diye merak ediyorum. Duraklıyor: “Evet. Arkamda küçük zaman kapsülleri bırakıyorum. En azından geçmişe referans vererek kendi deneyimlerimi temellendiriyorum. Bu bana gerçek bir insan olduğumu hissettiriyor.” Omuz silkiyor, “Neden bilmiyorum ama kendimi hiçbir zaman iyi bir hikaye anlatıcısı olarak görmedim. Ben, kesinlikle bir koleksiyoncuyum. Benim zamanımdan önce yapılan şeylere yeniden bağlam kazandırıyorum. Bunu çok ilginç buluyorum. Eski bir şeyle yeni bir şey söylemek. Onun mekaniğini değiştirmek. Onu yeniden ayarlamak.”

Berk yakın zamanda “Kuş Kafesi” isimli bir albüm yaptı ve son altı ayını “Apocalypse’e Kadar Kalbimi Kapattım” isimli bir oyuna soundtrack yazarak geçirdi.

Müzik için: Soundcloud/agereform

Videolar için: Vimeo/berkcakmakci

Röportaj: Mehr Chahine