Search

Arts & Culture

Tanrıça Venüs, bıçak altına yatıyor.

Sosyal medyayı eleştiriyor, ama aynı zamanda onsuz da yapamıyor. Klasik sanatlara ilgi duyuyor ama modayı da yakından takip ediyor. Hisleri konusunda da son derece açık sözlü. Eklektik zevkleriyle, içsel çelişkileriyle Ege İşlekel tam bir Y jenerasyonu sanatçısı. İç mimar kimliği bir yana, şu sıralar Instagram’da fenomene dönüşmüş olan kolaj serileri üzerine çalışıyor. hazırlıyor. Biz Ege’i uzun süredir takip ediyoruz, siz hala keşfetmediyseniz şöyle buyurun...

Kaliforniya Güneşi: Haim’den Something to Tell You

Haim, Los Angeles kırsalı San Fernando Vadisi’de doğup büyümüş üç kız kardeşten oluşuyor - Este Haim, Alana Haim, ve Danielle Haim. Ergen yaşlarda Valli Girls isimli bir pop-rock grubuna dahil olan büyük ve ortanca kardeş, çok geçmeden “Bizi bizden başka kimse anlamaz.” diyerek kendi projelerini başlatır. Bu sırada küçük kardeş Danielle, serpilip önce Jenny Lewis ile turneler. Bu turne sırasında Lewis’i dinlemeye gelen Julian Casablancas’in gözüne giren Danielle, The Strokes’un yağız delikanlısının solo performanslarına eşlik eder. Kapı eşiğinden müzik piyasasını gören Danielle, Casablancas’ın “Daha güçlü şarkılar yaz ve kaydetmeye odaklan!” nasihatini kulağına küpe ederek kardeşlerinin yanına döner. Bu dönüş aynı zamanda Haim’in doğuşu olur.

Yaz, Oyna, Yönet: TOY İstanbul

“Tiyatro sahnesi” deyip geçmek TOY İstanbul’un yaptığı işleri azımsamak olur. Burası bağımsız tiyatro ekiplerine kucak açan, bünyesinde oyunculuktan senaryo yazarlığına atölyeler veren, yeri geldiğinde kendi prodüksiyonlarını ortaya çıkaran bir oluşum. Kısacası yolu tiyatroyla kesişenlerin bir şekilde uğramak isteyeceği bir yer burası. Tiyatro – Oyunculuk – Yazarlık disiplinlerinin baş harflerini çalan TOY İstanbul, 32 oyuna ev sahipliği yaparak ilk sezonunu geride bıraktı bile. TOY’un üç harfini temsilen ekipten üç şahane insanla yeni sezon öncesinde buluştuk.

Olağan Arkeologlar: Slavs and Tatars

Kendilerini “Berlin Duvarı'nın doğusundan Çin Seddi'nin batısına” kadar olan Avrasya coğrafyasındaki polemik ve yakınlaşmalara adamış bir sanat kolektifi olan Slavs and Tatars, mizahın gücüne inanıyor ve George Orwell’in deyimiyle “Her şaka küçük bir devrimdir”i benimsiyor. Bir okuma grubu olarak başlayan kolektif, son 10 yıldır bu coğrafya üzerine kitaplar yayınlıyor, sergiler hazırlıyor ve sunum-performanslar sergiliyor. Bu üç formun da örneklerini görebildiğimiz “Ağızdan Ağıza”, Varşova ve Tahran’ın ardından İstanbul’da, Salt Galata’da gösterime açıldı. Kolektifin bugüne kadar yaptığı işlerden kapsamlı bir seçki sunan sergi, kültürel hafızalarımızı yeniden devreye sokuyor.

Kötü Talihe Ninniler: Samson Young

Yaşadığınız şehri sel mi bastı? Ülkenize giren yeni bir virüs halkınızın sağlığını tehdit mi ediyor? Hayırsever pop şarkıcıları imdadınıza yetişiyor. En azından yakın bir zamana kadar yetişiyordu. Felaket mağdurlarına bağış toplama amacıyla 80’lerde ve 90’larda piyasaya sürülen ve etkisi bugünlere kadar ulaşan “Do They Know It's Christmas?”, “We Are the World”, “Earth Song” gibi “bağış şarkıları”, multidisipliner sanatçı Samson Young’ın radarına girdi. Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’nin Hong Kong pavyonu için “Songs for a Disaster Relief” adlı bir sergi hazırlayan Young, bu şarkıların içinde barındırdığı potansiyel etik problemleri incelemeye alıyor. Venedik Bienali’ni ziyaret hazırlıkları yapıyorsanız ama hangi sergilere gideceğinize bir türlü karar veremediyseniz, Young’ın işlerinden başlayabilirsiniz.

Kimi zaman acıyı, kimi zaman da özlemi ifade eder: Shye Ben Tzur

Radiohead’in gitaristi Jonny Greenwood’u, Hintli müzik topluluğu The Rajathan Express’i ve İsrailli müzisyen Shye Ben Tzur’u Hindistan’daki Mehrangarh Kalesi’ne üç haftalığına yerleştirirseniz ne olur? Cevap: Junun. Bu üçlü kolektifin 2015’in baharında kaydettiği albümleri Junun, batı ve doğu müziklerini farklı bir biçimde buluşturuyor. Bu sene Avrupa’nın birçok şehrinde performanslarını sergileyecek olan Shye Ben Tzur ve The Rajathan Express, İKSV’nin İstanbul Caz Festivali kapsamında İstanbul’u da ziyaret edecek. 7 Temmuz’da Beykoz Kundura’da gerçekleşecek konser öncesinde Shye Ben Tzur’la konuştuk.

Kaybetmek ve yerine yenisini koyabilmek: Carla Simón

İlk bakışta basit gibi görünen hikayeler, bazen öyle güzel anlatılır ki neden bu kadar etkilendiğimizi tam olarak söyleyemeyiz. Carla Simón’un kendi hikayesinden yola çıkarak yazdığı “1993 Yazı” da böyle bir film. Annesini kaybeden 6 yaşındaki Frida’nın dayısıyla yengesinin yanına taşındığı ve bir yandan yaşadığı kayıpla mücadele ettiği, bir yandan da yeni ailesine uyum sağlamaya çalıştığı bir yaz mevsimini anlatıyor. Berlin Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü alan filmin tıpkı film gibi sade, içten, hassas ve nazik yönetmeniyle çocuk olmanın karmaşası ve hatıralar üzerine konuştuk.

Tasvir-i Hollywood: Murat Palta

Kill Bill, Star Wars, Inception, The Big Lebowski, Interstellar... Hepimizin belki de onlarca kez izlediği bu kült filmler, Murat Palta’nın elinde Osmanlı minyatürleriyle birleşiyor. Sanıyoruz ki geleneksel sanat hiç bu kadar popüler olmamıştı. Aslında Murat’ın amacı İslami sanatları ayağa kaldırmak ya da minyatür sanatının 21. yüzyıl temsilcisi olmak değil; o sadece ilgi duyduğu için yapıyor bunları. Sizi şu “Darth Vader’ı Osmanlı minyatürlerine koyan çocuk”la tanıştırmak istiyoruz. 

Sansürsüz ve Cesur… Biraz da Arabesk: CANAN

Ataerkilliğin zincirlerinden kurtulmak için soyadını bırakmış, Bomonti sokaklarında çırılçıplak yürümüş, cesur ve ilham veren bir sanatçı CANAN. Üretmek onun için bir terapi biçimi, iyileşmesine yarayan bir ilaç. Ve üretirken kimseyi iplemiyor, işleri sergilenir mi diye kaygılanmıyor. 20 yılı aşkın süredir cinsiyet politikaları, tarih, mitoloji gibi konuları irdeleyen CANAN’ın feminizmle işi henüz bitmemiş gibi görünüyor. 

Out of Ordinary: Yaron Herman

Psikoloji, matematik ve felsefe meraklısı, Choc Jazzman, Disque d'émoi Jazz Magazine ve Victoires du Jazz gibi prestijli ödüllerin sahibi, maceraperest ve deneysel... Böyle kaç piyanist tanıyorsunuz? Biz bir tanesini biliyoruz: Yaron Herman.