Bazı insanların yabancı markaları neden tercih ettiğini anlamamız çok zor. Belki bu onların, fikirlerinin sonuçlarından daha ilgi çekici olduğu “Hollywood cazibesinden” kaynaklanıyordur, ya da kişilerin ulaşabileceği markların onlara daha az çekici geliyor olmasındandır. Belki de farklı bir yoldan ilerleyerek, en başarılı lokal marklardan biri olan Academia ve onun baş tasarımcısı Aslı Abbasoğlu’nu kutlamak, en doğru çözüm olacaktır.

Bazı tasarımcılar markalarının arkasındaki ismi kadar önündeki yüzü olmayı da seçiyor; belki de bunun en iyi örneği Diane Von Furstenberg. Sizin seçiminiz ise daha arka planda kalmak gibi gözüküyor. Academia markası ile “ilişkinizi” anlatabilir misiniz?

Aslı Abbasoğlu: Markaya ismini verdiğinde aynı zamanda yüzü olmayı seçmek biraz eskimiş bir fikir gibi geliyor bana. Academia ismiyle dahil bana ait olsaydı bile kendimi öne çıkartmak yerine Academia Lovers veya Academia Girls gibi, onu doğru yansıtan kadınlarla ilerlemek isterdim. Aynı şekilde kendini tamamen geriye atmak da doğru değil, aynı gerçek bir ilişkide olduğu gibi dengeyi kurabilmek çok önemli. Bu markayı yapan tasarımcıların evlerine seçtikleri mobilyadan, beğendikleri sanatçılara kadar kişisel zevkleri o kadar koleksiyonlara yansıyor ki, kendimizi inkar etmek samimiyetsizlik olurdu.

Academia’nın yakaladığı hype, müşterisi ile arasında kurduğu güven bağı ile ilerliyor. Tasarımına, kalitesine, tarzına ve kendini iyi hissetmeni sağlayan yapısına bir kere dahil olunca her sezon dolabını Academia ile yenilerken buluyor insan kendini. Marka seneler içerisinde nasıl gelişti?

Aslı Abbasoğlu: Bunu duymak gerçekten çok güzel. Hep kafamızda ileriyi hayal ederek yaratıyoruz Academia’yı, gelişerek ilerliyor. Ama en başta oturttuğumuz temelinden çok da uzaklaşmıyor. Sürekli bir gelişim içinde olması, bir takım değerlerden uzaklaşmaması ve trendler arasında kaybolmaması müşteriyle aramızda samimi bir ilişki kuruyor. Academia dinamik değerlere inanan bir marka olduğu için müşteri bizim ona asla yanlış birşey sunmayacağımızı biliyor. Zaten sevdiğiniz markalarla hep öyle değil midir?

İlham için yapılan seyahatten kumaş seçimine, bir koleksiyonun hazırlık sürecinden biraz bahseder misiniz?

Aslı Abbasoğlu: Academia’da gördüklerimizden, çevremizden, olan bitenden ve en çok da hislerimizden ilham alıyoruz. Belki de bu yüzden en zor şey koleksiyonu bir başkasına anlatmaya çalışmak.

Koleksiyona oturmadan önce Artistik Direktör Murat Türkili’nin, tasarımcımız Çiğdem Keskin’in ve benim kafamızda biriktirdiklerimiz, “bunu bununla bu şekilde giymek istiyorum” gibi fikirler veya bir takım detaylara duyduğumuz ilgi/ilgisizlik bizim için çok önemli. Bugün için yapılmış, bugün sevilen hiç birşeyle ilgilenmiyoruz, bu bizi sadece geriye çeker.

Photography by Fora Norman
“Marjinal olma” akımı şarkıların hepsinin birbirine benzemesinden, “farklı giyinmek” için kendini zorlayan insana kadar her yerde gözlemleniyor. Academia ise hep aynı çizgide devam ediyor. Sizce marjinal fikirler ne oldu da bu kadar popüler olmaya başladı?

Aslı Abbasoğlu: Aslında bireysellik, farklılık sahip olabileceğiniz en iyi şeylerden biri. Ama kendimi farklı ifade edeceğim derken herkese benzemek de bir o kadar komik.

Ben beğensem de beğenmesem de farklı tarzların ortasında yaşamaya bayılıyorum. Özellikle hiç beğenmediğim şeyler daha çok ilgimi çekiyor. Fakat ne yazık ki Türkiye’de hiçbir zaman tam anlamıyla marjinal olamazsınız, bunun kötü birşey olduğuna inanan, hatta bunun cezalandırılması gerektiğini düşünen bir toplumuz.

Yakın zamanda gördüğünüz bir şey / kişi tasarım konunuzda fikrinizi değiştirdi mi?

Aslı Abbasoğlu: Elbette, her gün! Instagramda bilindik street style’ın aksine giyinen, gerçekten bireyselliğe inanan, küçük takipçi kitlelerine sahip olağanüstü yetenekli insanlar var ve onlara bakmak bana müthiş ilham veriyor. Yurtdışında olağan kabul edilen bir grup insan buradan baktığınızda ilham verici olabiliyor. Aslında biraz acıklı bir durum.

Moda işindeki herkesin ister istemez biraz annelerinden ilham aldığı ortaya çıkıyor. Çocukken annenizin dolabında ne kadar vakit geçirirdiniz? O yaşlarınız sektör seçiminizi nasıl etkiledi?

Aslı Abbasoğlu: Annemin giysileriyle çok vakit geçirmezdim ama zarafetinden, aklından ve bilgisinden çok etkilendim. Ailemde ve okul hayatımda hep öğrenmeyi ve hep kendini geliştirmeyi gördüm ki bu beni avantajlı kıldı. Gelişimin durduğu bir an hayal edemiyorum. Sektör seçimimde ise bilemiyorum, hep bunu yapmak istedim sanırım. Okulun sistemi liberal arts gibiydi, daha ortaokuldayken farklı konuları keşfetme şansı tanındı ve bu hissimle ilerledim.

Kadınları giydirmek en zor işlerden biri olsa gerek… İşinizin sizin en çok ilginizi çeken tarafı hangisi?

Aslı Abbasoğlu: Yaptığınız şeyin giyenle birlikte hergün yaşaması, hayalinizden farklı yorumlanması ve taşıyanda yeni duygular uyandırabilmesi.

Modayı baz alacak olursak, hangi dönemde yaşamak isterdiniz?

Aslı Abbasoğlu: Bu doygunluğun alacağı hali görmek için 15 sene sonra yaşamak isterdim.

Sektöre girmek isteyen biri için “ah bir de şunu bilse” dediğiniz ilk şey ne olurdu?

Aslı Abbasoğlu: Bir giysinin hayaliyle gerçekleşmesi arasında geçen süreci ve profesyonel iş hayatının gereklerini bilmesini isterdim.

Sizce son tasarımınızı yapıp kalemi bıraktıktan sonra neye yöneleceksiniz?

Aslı Abbasoğlu: Akşamüstleri havuzumun içinde durup bir elimde kitap, dışarda güneşlenen kocama yüksek sesle sevdiğim bölümü okumak istiyorum. Bir Joan Didion romanında okumuştum bunu ve verdiği huzur aklımdan çıkmıyor.

Kısa Kısa…

Siyah mı beyaz mı? İkisi de.

Paris mi New York mu? Paris

Gala daveti mi evde en sevdiğinizin dizinin yeni bölümü mü? Önce gala, sonra dizi.

Not defteri mi iPhone notebook mu? iPhone

Instagram mı Twitter mı? Instagram.

Yaz stylingi mi kış stylingi mi? Kış ama asıl sonbahar.

Deri mi kürk mü? Deri.

En sevdiğiniz kreatif direktör? Phoebe Philo herhalde.