Rue de Rivoli’nin yanı başında küçük ve sakin bir sokakta bulunan Balas’ın atölyesinin eşiğinde siyah bir Triumph duruyor. Atölyeye girer girmez beni cool ve kısık sesli bir Alice karşılıyor. İtiraf ettiği üzere bir önceki geceyi dışarıda geçirmiş ve bu kızın içinden geceleri fışkıran bir enerji olduğu için bu olağan bir durum. Yetenekli biri olduğu alenen ortada; özellikle Perfecto deri ceketler ile sanat yönetiminden bahsederken. Beni seyahat fotoğraflarıyla bombardımana tutuyor; çünkü seyahat onun yaşamının önemli bir parçası. Sizi Alice Balas ile tanıştıralım.

Alice’e dair…

8 ay önce oluşturduğum Alice Balas isimli markaya dair neredeyse bütün işlerle ilgileniyorum. Irvin Schott’un 1920’de tasarladığı ikonik motorcu ceketinden yola çıkan, tek üründen (mono product) oluşan bir marka. Konseptimiz benzersiz parçalar ve isteğe bağlı olarak uyarlanmış ceketler tasarlamak. Paris’te en iyi kalite deriden kişiye özel üretilen her bir ceketimizin kendine ait özel bir hayatı olmasını istiyorum. Tıpkı “Perfecto” gibi bunun da modayla alakası yok. Daha çok zamansız ve her giysi için olmazsa olmaz bir parça olduğunu düşünüyorum.

Fotoğraf sanatı…

Küçüklüğümden beri fotoğrafa dair derin bir tutku beslemişimdir. Nikon FM2 ve Rolleiflex gibi eski film kameralarıyla bol bol fotoğraf çekiyorum. Daima imgelerle çalışmalarım oldu. Daha çok görsel bir insan olduğumu söyleyebilirim, sözel değil… Bu çoğunlukla estetik, etkilenmeler, referanslar ve görsel hikayelerle ilgili bir durum.

Günlük rutinim…

Paris’te birinci bölgede bulunan stüdyoma motorumla gidiyor, biraz çalışıyorum. Daha sonra genellikle katılacak farklı toplantılar veya çekmem gereken portreler oluyor; çekimleri de kendi dairemde veya stüdyoda gerçekleştiriyorum. Bazen Le Puebla veya Perchoir‘da arkadaşlarla bir şeyler içiyor, hoş bir restorana yemeğe gidiyor veya arkadaşlarıma yemek hazırlamayı sevdiğim için bende toplanıyoruz. Daha sonra Paris Running Club ile koşuya çıkıyor veya film izliyorum. Bazen de Le Baron veya Montana’da partilere akıyorum.

Koleksiyon…

Bütün ceketlerin eşsiz olmasını sağlarken bir yandan da bir tutarlılık yakalamaya özen gösteriyorum. Bazen Vintage parçalar ile değerli malzemeler almak üzere Hindistan’a veya Güney Amerika’ya seyahat ediyorum, oralardan bulduklarımla birkaç parça tasarlıyorum. Bazen de sınırları zorlayıp birkaç ceketi sanat eserine dönüştürüyorum. Kimi zaman da, örneğin sanatçılarla, bir baskı tasarlamak veya doğrudan bir ceketin üzerinde çalışmak için iş birliği yapmayı seviyorum. Tasarlanabilecek milyonlarca model var ve bu henüz başlangıç!

İstanbul…

İstanbul’da birtakım muhteşem zanaatkarlar var, onlarla beraber çalışıp bir şeyler üretmek ve yeniden keşfetmek enteresan olabilirdi. Modernite ile atalardan kalan tekniklerin karışımı çok enteresan.

Balas mottosu…

Yapmak istediğin, zevkine uyan, ürettiğin şeylere inanmak ve sana şunu veya bunu yapmanı söyleyen çevrendeki insanların dediklerine çok da fazla kulak asmamak.

Her gün etrafınızda olan ve önemli olduğunu düşündüğünüz beş nesne söyleyip her birini tarif eder misiniz?

Maalesef iPhone‘um demek zorundayım. Süper pratik bir şey ama bazen de gereğinden fazla…

Motorsikletim. 30. doğum günümde aldığım siyah bir Bonneville Triumph. Onunla Paris’te dolaşmaya bayılıyorum. Çok güzel bir his.

Moleskin defterim. Her zaman bir şeyler yazıyor veya karalıyorum, fikirler, referanslar, yapılacaklar listesi… Aklınıza ne gelirse.

Kırmızı rujum, daima mat. Her durumda bana kendimden emin ve güzel hissettiriyor.

“Perfecto” ceketim. Her ortamda giyebiliyorum. İnce veya kalın bir Perfecto deri ceket, kışın üzerine kalın bir mantoyla veya altına yalnızca ince bir gömlekle. Siyah, yeşil, kırmızı veya gümüş rengi…!