Evrenin genel yapısını anlamlandırmak insanlık tarihinin en geniş kapsamlı araştırma konularından bir tanesi olmuştur. Günümüzde bu an-lamlandırma arayışı, algoritmalar kullanarak çevremizde var olan ama gözlerimizle göremediğimiz olayları açığa çıkarmaya kadar uzanırken emsalsiz deneyimleri de beraberinde getiriyor.

Memo Akten: Eserlerinde gelişen teknolojinin algılama biçimlerimizi nasıl değiştirdiğini konu alan Memo Akten, multimedya deneyimler oluştururken; ileri elektronik, yazılım ve donanım sistemlerinden yararlanıyor. Bilgisayar tabanlı üretimi ile dav-ranış biçimlerinin özüne yaklaşan sanatçı, teknolojinin bireysel ve top-lumsal etkilerini sorguluyor. Akten, hareketleri ve dansları sanal bir tu-val üzerinde değişen/gelişen oluşumlar halinde yorumlayarak beden ile resim yapmanızı sağlayan “Body Paint” projesinin geliştirilmiş bir versiyonu ile Digilogue desteğiyle Sonar İstanbul’daki yerini almaya hazırlanıyor. Gerçek zamanlı tasarımların öneminden konuşma dilinin yetersiz kalabileceği noktalara kadar uzanan sohbetimiz gelişen teknoloji ile aramızdaki bağı bize açıklıyor…

Memo Akten kimdir? Üretiminiz zaman içerisinde nasıl şekillendi ve ileride sizi neler bekliyor?

Memo Akten: Adım Mehmet Akten, yeni medya sanatı diye adlandırılan bir alan içerisinde çalışıyorum. Ben daha çok kendime bilgisayımsal sanatçı diyorum. Bunun sebebi hem yeni medyada çok geniş bir alan kaplaması hem de benim en çok ilgilendiğim, üzerinde çalıştığım alan olması. Bilgisayarları kullanarak dünyaya bakmak… Bilgisayımsaldan kastım, bilgisayar kullanmak. Tabii sonuçta hepimiz bilgisayar kullanıyoruz. Buradaki amaç matematiğin biraz daha temelleştirilmiş hali. Algoritmalar kullanıp dünyada, çevremizde var olan ama gözlerimizle göremediğimiz olayları açığa çıkarmaya çalışmak ve bir şekilde görselleştirmek.

Farklı disiplinlerde çalışmak üretim sürecinizi nasıl etkiliyor?

Memo Akten: Daha önce de bahsettiğim gibi ilgilendiğim alanın temelinde bilgisayımsal yak-laşım var. Bunu bir lisan olarak da düşünebiliriz. Lisandan kastım formatlama dili değil, ondan daha genel bir lisan. Matematiğin genelleştirilmiş bir hali bu. Nasıl şimdi Türkçe konuşuyorsak, bilgisayım da bir noktada öyle bir dil. Farklı yaklaşımlara; dansa, görsel ve işitsel sanatlara hatta felsefeye de yatkın. Ko-nuşma dillerinin yetersiz geldiği noktalarda yeni görüşler de sunuyor. Dolayısıy-la ben de bu noktadan yola çıkarak yaklaşımımı çeşitli alanlarla birleştiriyorum. Tecrübem olmayan konularda da işbirlikleri gerçekleşiyor.

Son zamanlarda popüler kültür içerisinde de yer edinen, gelişen teknoloji ve distopya konseptini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Memo Akten: Güzel bir noktaya değindiniz. Benim yaptığım işte gelişen teknolojinin rolü büyük. Sadece teknoloji demek doğru olmaz çünkü çay bardağı veya yağlı boya da bir teknoloji. Yaptığım işler içerisindeki büyük bir soru da bu teknolojilerin gelişim sürecinin üzerimizdeki etkisi. Gerçekten bu soruyu soruyorum. Bizim şahsi olarak üzerimizdeki etkisi, vücudumuzu ve zihnimizi nasıl geliştirdiği, ayrıca toplum olarak ve kültürel olarak sosyal olarak etkisi.

Çok sık söylediğim bir alıntı var “Biz teknolojiyi şekillendiriyoruz sonra onlar da bizi şekillendiriyor.”. Bu distopya fikrinin oluşmasının sebebi teknolojinin kontrolden çıkma korkusu olabilir. Sonuçta bazı durumlar bizim kontrolümüz dışında gelişiyor. Benim görüşüm, teknolojilerin bizim kapasitemizi büyüttiği yönünde. Kapasitemiz hem iyiye yatkın hem de kötüye yatkın. Deneye yanıla öğreniyoruz. Bunu önceden düşünüp ona göre tedbirinizi almak bu noktada çok önemli.

Teknolojiler geliştikçe ve gücü arttıkça yanıldığımız noktaların zararları büyüyecek.. O yüzden Max Tegmark’ın da dediği gibi ”Arabayı icat ettik, 50 sene sonra emniyet kemerini.…”. Teknolojiyi piyasaya sunmadan önce emniyet ke-meri ile birlikte sunmamız gerekiyor.

“Kapasitemiz hem iyiye yatkın hem de kötüye yatkın. Deneye yanıla öğreni-yoruz.”

Üzerinde çalıştığınız konuları nasıl belirliyorsunuz?

Memo Akten: Bu sorunun aslında iki cevabı var, ilki çok genel olsa da dünyayı anlamaya çalışmak. Evreni anlamaya çalışmak, fizikten geliyor. Hayatı anlamaya çalışmak da biyolojiden. Aklı anlamaya çalışmak da sinir biliminden geliyor. Toplumu an-lamaya çalışma noktasında da sosyoloji, antropoloji ve din devreye giriyor. Böyle genel birçok nokta var. Ve tabii, gün içinde dikkatimi çeken şeyler de üzerinde çalışacağım konuyu belirliyor. Aynı zamanda yapay zekanın, insanlığın hatta gezegenin yönünü değiştirecek bir teknolojik güce sahip olduğunu düşünüyorum. Buna tepki olarak, konularım arasında yapay zeka da var. Yapay zekanın şu anki akışı değiştireceğine inanıyorum. Dolayısıyla bunu anlamaya çalışıyorum. Doktora biraz aşırı bir karar oldu ama işte, sebebi dediğim gibi an-lamaya çalışmak. Bir şeyi görüyorum anlamaya çalışıyorum ve sanatımın bir parçası oluyor.

Doktoranızda yapay zekayı nasıl ele alaıyorsunuz?

Memo Akten: Doktoram, derin öğrenme üzerine. İnsan, yapay zeka/derin öğrenme üzerinde gerçek zamanlı bir kontrol sisteminin oluşturulmasını inceliyorum. Günümüzde bu sistemler onlara yüklenen veriler paralelinde sorularınıza cevap bulabiliyor ama bu iletişimde insanlaa arasındaki bağ kopuk. Benim cevabını aradığım soru, bu noktada nasıl bir insanla ilişki kurulacağı ve insanın anlamlı bir biçimde ya-pay zekayı nasıl kontrol edebileceği üzerine. Şöyle örnekleyebilirim, bu ilişki ata binmek gibi bir şey. At özerk ama aynı zamanda, insanla arasında bir ilişki de var. İnsan hem insan atı eğitiyor hem de atın gereksinimlerine boyun eğiyor.

Yeni medya çalışmalarının interaktif süreçlerle ilgili olduğunu söyleye-bilir miyiz? Süreç sizin için ne anlam ifade ediyor?

Memo Akten: İnteraktivite çok geniş bir kavram. Mesela, “Body Paint » projesi bu yıl 10. yıl dönümünü kutluyor. Body Paint’ten önce de bu tarz işler yapıyordum. Zamana dayalı medyada, hareketli imge ve animasyon üzerine çalışmalarım da oldu. Ama bana kısıtlı hissettiriyor.

Piyano çalmayı seviyorum. Piyano çalarken gerçek zamanlı bir döngü var. Bir hareket yapıyorsunuz, bir ses çıkıyor, duyuyorsunuz, ona tepki veriyorsunuz. Bu şekilde vücudunuzun bir parçası oluyor. Araba kullanmak gibi bir şey. Ben bunu daha çok enstrüman gibi interaktif bir şekilde yapmak istiyorum. Piyano gibi sistemler geliştirmek istiyorum. “Body Paint” bu şekilde doğdu.

Body Paint projesindeki sipirütüel etkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Memo Akten: Yaptığım tüm işlerde yakalamaya çalıştığım bir his bu! Bir şey yaratmanın ver-diği haz, çok tatmin edici bir duygu. Hele ki güzeli yaratmak… Haraket etmek… Bir de algılanması çok basit bir etkileşim ve görünmez bir teknoloji olunca, bir sihir etkisi yaratıyor.

Özgün olmayı nasıl tanımlıyorsunuz?

Memo Akten: Enteresan ve önemli bir soru. Belki değişik bir yere götüreceğim ama çok bağlantılı. Bilgisayar tabanlı sanat veya yazılım üzerine yapılan üretimde bu yeteri kadar ko nuşulmuyor. İzleyici eserin, ne kadar sistem ne kadar insan yapımı olduğunu anlayamıyor. Anlayamadığı zaman da nasıl değerlendireceğini bilemiyor. Halbuki bir heykele baktığın zaman heykeltıraş olmasan bile fiziksel dünyada yaşadığımız için anlayabiliyorsun ne kadarı heykeltıraştan ne kadarı araçtan geliyor.

Tecrübeli bir insan, renk paletlerinden bile üreticisini anlayabilir. Bu alandan tecrübeli olmayan biri bu farkı göremez. Ben de mesela kırmızı şarapla beyaz şarap arasındaki farkı anlıyorum ama 2017 Bordeaux ile herhangi bir Merlot arasındaki farkı anlamayabilirim. Dolayısıyla özgün olmak çok öznel bir durum haline geliyor. Genelleştirmek gerekirse de bu alanda özgün olmamak çok kolay. Çünkü kullandığımız sistemler kendi yapısı gereği güzel dediğimiz şeyler çıkarıyorlar otomatik olarak. Kullandığım benzetme boyayı al, at bir kanvasa güzel şeyler çıkıyor. İşte 1940’lara dön, soyut ekspresyonizm doğuşu herkes atıyor ve diyor ki güzel ama Pollock’un bir farkı var. Bu farkın anlaşılabilmesi biraz zaman alıyor ve dolayısıyla hala o dönemdeyiz. Hala güzel bir şey yarat-mak çok kolay ama bir şekilde özgün olmak gerekiyor ki bir fark olsun.

Yeni medya sanatının Türkiye de ki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Memo Akten: Çok heyecanlı bir şekilde, epey büyük geliyor. 97 yılında Türkiye’den ayrıldığımda burada internet yoktu, internet olmayınca da ben ayrıldığımda, -mutlaka olsa da- benim gibi kimse yok gibi geliyordu. Sonra yavaş yavaş inter-netle Vimeo ile tanımaya başladık. Dünyadan bir çok insan iyi işer ortaya ko-yuyor, dünya küçüldü artık ve Türkiye de önemli bir yerde.