1980’ler; zıtlıklar ve çatışmaların yaşandığı bir dönem. Büyük saçlar ve büyük vatkalar yeni bir stili olduğu kadar iyimserlik arayışını da sembolize ediyordu. Müzik kliplerinin öne çıktığı, televizyonlar radyolardan çok daha önemli hale geldiği dönemde; soğuk savaşlar azaldı ve uluslararası ülke ilişkileri ısınmaya başladı. 

Moda tarihinin en zor dönemini işaret eder 80’ler… Diğer tüm moda akımları belli bir temel üzerinde şekillenirken 80’lerin bir başlangıcı ya da sonu yok. Uyum ve dengenin en üst seviyede olduğu; estetik algısının ise tamamıyla tersine geçtiği, renklerin karmaşaya dönüştüğü ve risklerin doruklarda yaşandığı bir döneme şahit oluyoruz. Bu karmaşaya karşın Gant’in ikonik parçaları arasında gösterilen “Piqué Polo” 80’lerde aileye katılıyor. Piqué Polo; dönemin bireysellik ve kendini ifade etme yaklaşımını sade bir noktadan ele alsa da dönemin büyük paçalarıyla kusursuz uyum gösteriyordu.

Erkek gardırobunun en kilit parçaları arasında gösterilen Piqué Polo, çabasız stilin öncüsü oldu. 80’ler erkek stilini tekrardan canlandırmayı başardı. 

Oyun, set, maç ve tenis forması olarak başlayan pololar hem saha içinde hem de dışında bir simge haline geldi. Klasik Piqué Polo sayı yapmaya devam ediyor.