“İnsan mı yarattı zamanı, yoksa zaman mı yarattı insanı?” diyor Henri Bergsen… “Zaman” hakkında ne düşünüyoruz? Nasıl görünüyor, sesi neye benziyor? Cevaplayamadığımız sorular… Pablo Dávila bu soruların çoğundan ilham alıyor. Sanatçı, duygu halleri yaratmak ve bir deneyim yoluyla harmoniyi, keşfi, duyuyu ve duyguyu hissetmenin yolunu göstermek için burada. Davila, İstanbul’daki ilk sergisi olan Gündüz Tek Lambayla, Gece İse Milyarlarcasının Altında ile, duygu durumları yaratmak için görsel elementleri ve sesi bir araya getiriyor… Ses, sergide belirgin bir etki yaratıyor ve tüm gösteri ses ile işliyor. O belirgin ses, sergiye girdiğinizde düşündüğünüz tek şey oluyor ve Dávila bu deneyim hakkında “Benim için, o belirgin ses zamanın sesi.” diyor. Biz Pablo Dávila ile The Pill Gallery’deki çalışması sayesinde tanıştık ve çalışmaları hakkında ses yoluyla konuşma şansı yakaladık. Şimdi, sıra sizde!

Sanatçı olma yolunda ilerlemeye karar verdiğin an kritik bir an mıydı?

Pablo Dávila: Pek değil, daha çok istediğim eserleri yaratmama olanak sağlayan bir düşünce yapısına geçtiğim bir iki yıllık bir süreçti. Tabi ki hala o düşünce yapısını şekillendiriyorum. Ne kadar kendi pratiğini yaparsan, yaratıcılık akışı bir o kadar pürüzsüz, bir o kadar ilgi çekici ve eğlenceli oluyor ve bu sürecin asla biteceğini düşünmüyorum, büyük ihtimalle sadece daha az engebeli olacak.

Eserlerini, onları hiç görmemiş birine nasıl tanımlarsın?

Pablo Dávila: Bilmiyorum, insanın eserlerini tanımlaması önemli mi onu bile bilmiyorum. Yaptığım işler hakkında konuşmayı, onları görenlerle yapmayı tercih ettiğimi söyleyebilirim. Bununla birlikte, çalışmalarımın temel vurgusu, son zamanlarda her şeyin değişmesine rağmen benim bu gerçekliğe karşı çıkmada içgüdüsel bir ilerleyişim olmasının devamlı farkında olmam. Yaşadığımız, algıladığımız ve hatırladığımız şeylerin arasındaki boşlukla ilgileniyorum.

Çalışmalarınız algıdaki soruşturmalar yoluyla sezgi ve öznelliği araştırıyor, zaman ve mekan bilincini…İdeal konuyu nasıl tanımlarsın? Sergilerini oluşturduğun konsepti bulmayı nasıl başarıyorsun?

Pablo Dávila: Eserlerim, ilgim olan belirli fikirler ve sorular çerçevesinde oluşuyor ve bu süreç stüdyomda ve günlük hayatımda gerçekleşiyor. Bir show hazırlarken, bu konseptleri olabildiğince basit göstermeye çalışıyorum, çünkü hali hazırda karmaşık olan zaman ve mevcudiyet ile ilgili sorularla ilgilendiğim için, sonuç hep benim hedeflediğimden daha karmaşık oluyor.

Ahenk, keşif, duyu ve duygu gibi konseptleri kullanıyorsun. Eserlerinde bu konseptleri konu almanın nedeni nedir?

Pablo Dávila: Duygu halleri yaratmak çok ilgimi çeker. Ayrıca duygu hali, üstüne başka şeyler de koyabileceğimiz bir fikir. Bu sergide, güçlü görsel elementler ile sesi; çok farklı bir etki yaratan ve tüm sergiye nüfus eden bu sesi birleştirip farklı bir duygu hali yaratmak istedim. Sergiyi düşündüğünüzde, bu ses kafanızda çalacak ve diğer eserlerin de bir parçası olacak. Benim için, bu ses zamanın sesi.

Sizin ilişkisel estetiğiniz kavramsal kimlikten de öteye gidiyor… Serginizde uzayın görsel bir kozmogonisi, adeta sesin sonsuz değişkenlikleriyle bütün işlevi yer alıyor. Sergiyi hazırlama süreci nasıl geçti?

Pablo Dávila: Süreç çok organikti. Suela (serginin küratörü) benim yaklaşımıma çok açık ve proaktifti, her şey çok akıcıydı. Sanata yaklaşımım iş birliğine çok açık, bu şekilde çalışmaya alışkınım ve iletişim iyi olunca her şey iyi bir şekilde sonuçlanıyor.

Bu senin İstanbul’daki ilk sergin. Bir sanatçı olarak burada nasıl yer bulduğunu bize anlatabilir misin?

Pablo Dávila: Şöyle, Suela ile Mexico City de tanıştık ve benim pratiğim ilgisini çekti. Ondan sonra bir sergi hazırlama daveti aldım ve birlikte çalışmalara başladık. Bana göre en sağlıklı artistik pratik, saygı duyduğun ve bir şerler öğrendiğin insanlarla çalışmak. Bu durumda, Türkiye’deki tecrübem daha iyi olamazdı…

Eserlerindeki gölgelerin, özgürlük arayışında zamansız ve mekansız olma cesareti gösteren sonsuz bir etkisi var… eserlerindeki ahengi nasıl tanımlarsın?

Pablo Dávila: Gölgeler bu sergide önemli bir element, günışığı ve odanın ortasında asılan ampul serginin tek ışık kaynakları. Yani, bu gölgeler (bence) bir oryantasyon bozukluğu hissi aksediyorlar, her zaman varlar ve her zaman değişiyorlar, kendi fiziksel varlığımızı bize görünür kılıyorlar, bu nedenle serginin bir parçasılar. Her zaman kendi içimizdeyiz, bu öyle normal bir şey ki hiç düşünmüyoruz, edebiyat veya film gibi sanat alanlarında kendini unutmak ve başka bir gerçekliğe girmek daha kolay. Ben çalışmalarımda, izleyicileri eserin içinde kaybetmek yerine çalışmaya dahil etmeyi istiyorum. Yani bahsettiğiniz bu ahenk, inanıyorum ki izleyicinin sergiden kavradığı ahenge bağlı.

Eğer geçmişteki bir sanat akımına dahil olmak istesen, hangisi olurdu?

Pablo Dávila: Stan Brakhage ile tanışmayı çok isterdim. O kendi kendine bir sanat akımı zaten.

Senin için sırada ne var?

Pablo Dávila: Haftaya bir tenis turnuvasına katılacağım…Umarım bu sene finale kalabilirim.