İmgeler dünyasında, detayların içinde dünyada izler bırakan bir sanatçıyla karşı karşıyayız. ‘avant-garde’ kelimesi onun işlerinde başka bir anlama bürünüyor. Hayal gücüyle görsel bir dil yaratmayı başarıyor ve güzellik kelimesinin anlamını yeniden oluştururken bizi zihnimizin karanlık köşelerine çeken yeni bir sanat fikrini keşfediyor. Bir imgeyi alarak onu bir hayal dünyasının içine yerleştiriyor. Sonuç ise çarpıcı ve özgün! Gab Bois ile sanat dünyasını keşfe çıkmak ve şu sıralar ilginç olan şeyleri konuşmak üzere buluştuk.

Kalıcı bir etki yaratabilmek benim neslimin karşılaştığı en büyük zorluklardan biri. Her gün çok fazla içeriğe maruz kalıyoruz.

Sanatla yolculuğun nasıl başladı? Bu dünyada kendi benliğini nasıl buldun?

Kendimi bildim bileli odamın duvarlarında bir sürü resim asılıydı. Onlardan biri bir kağıda basılı olan ve duvara bantladığım, Botticelli’nin ‘Venüs’ün Doğuşu’nun sol kısmına ait bir detaydı. Yunan mitolojisinde rüzgâr tanrısı olan Zephyrus ile peri kızını baharın rüzgârını üflerlerken betimliyordu. Yıllar sonra resmin tam hâlini gördüm. Çocukluğum boyunca bu ayrıntı başlı başına bir resimdi ve resmin tamamına baktığımzda gördüğümden farklı olarak çiçeklerin Zephyrus’un ağzından çıktığını sanıyordum. Her neyse, bunca yıl sonra resmin bu detaylarını gözümün önüne getirebilmem çok komik. Aynı zamanda evin giriş kapısına yakın bir yere asılı, çerçeveli bir resmi de anımsıyorum. Üzerinde gri ve kırmızı tonlarda farklı tiyatro maskeleri vardı. O görüntü, maskelerin geceleri beni korkutmak için çerçeveden çıkmalarına dair duyduğum korkuyla ilişkili. İmgeler çok genç yaşımdan beri bende çok güçlü etkiler bıraktı. Henüz tamamen sesimi bulduğumu düşünmüyorum. İşimle ve nereye gitmesini istediğimle ilgili pek çok şüphem ve belirsizliğim var. Bu pek çok zaman rahatsız edici olabilecek ama gelişimini izlemenin de ilginç olduğu, devam eden bir süreç. Başta hayranlık duyduğum sanatçılardan doğrudan ilham alıyordum. Bana çok güçlü gelen işleri görmek bende de aynı yöne doğru gitme isteği uyandırdı. Sanırım kendime ait bir şey geliştirmek için buna ihtiyacım vardı.

Senin için iyi bir görsel nedir?

Onlara tekrar tekrar geri dönmem için beni zorlayan görüntüleri seviyorum. Kalıcı bir etki yaratabilmek benim neslimin karşılaştığı en büyük zorluklardan biri. Her gün o kadar fazla içeriğe maruz kalıyoruz ki insanların ekranı kaydırıp geçmesini engellemek ya da geri gelmesini sağlamak gittikçe zorlaşıyor. Artık tık tuzağı dönemine de girdiğimize göre, ben de dahil olmak üzere insanların gördükleri içeriğe çok ama çok daha duyarsız hâle gelecekler. Bu da sosyal medyada bir görsel üzerinden duygu aktarımı yapmayı zorlaştıracak. Yani evet, gördükten saatler ya da günler sonra da üzerine düşündüğüm ve etrafımdaki insanlarla da bu deneyimi paylaşmak isteyeceğim bir şey görmek her zaman harika bir duygu.

Takıntı kelimesi senin için ne anlama geliyor?

Benim için takıntı yardıma muhtaç olmakla yakından ilişkili. Bir şeye takıntılı olmam için o şeyin üzerimde hiçbir şey yapamayacağım kadar güce sahip olması gerekiyor. Ayrıca takıntının, bende oldukça olumsuz bir çağrışıma sahip olan bağımlılıkla da ilişkili olduğunu hissediyorum. Hayatımda denge bulmaya ve onu korumayan büyük önem veriyorum ve takıntı bende dengesizliğin mükemmel örneğini çağrıştırıyor; bu yüzden de negatif bir anlamı var.

Odak noktan insan bedeninin parçaları gibi görünüyor ve diğer her şey onun etrafında dönüyor. Bunun ardındaki hikaye nedir?

Pek çok kadın sanatçı gerek fotoğraf, gerek resim, heykel ya da performans sanatında olsun, bedeni daha geniş anlamda bir konu olarak ele alıyor. Tarihsel olarak beden kadın kimliğine o kadar yakından bağlanmış ki bu iki kavram, farkında olsanız da olmasanız da, birbirine karışabiliyor. Bu çok daha gerilerden geliyor ve çok erken yaştan beri ona maruz bırakıldığımız için artık anlamamız gerçekten çok zor. Vücudumuzdan rahatlık ya da rahatsızlık duymanın, ister egzersizle, iyi yemekle, operasyonlarla ya da başka bir şeyle bunu yapmanın pek çok yolu var. Biliyorum ki benim için bu üzerinde bir çeşit kontrolüm olduğunu bilmekten geliyor ve bedenimi sanatım için kullanmak çok iyi hissettiriyor. Bazen bir iş çok kişisel geliyor, bazen de çok kopuk. Kendime herhangi bir beklenti ya da zaman kısıtlaması olmadan konuyu araştırma şansı vermek bana şu zamana dek çok iyi geldi. Bunu yapabilecek alana sahip olmak gerçekten bir lüks ve bunun için çok minnettarım.

Sanatla uğraşmak büyürken gündeminde olan bir şey miydi?

Evet ve hayır. Büyürken arkeolog olmak istiyordum. Ergenliğim sırasında ruh sağlığı üzerine çalışmak istedim. Quebec’te, eyaletin CEGEP isimli lisenin son yılında sizi yerleştirebilecekleri 2-3 yıllık uzmanlaşma programları var. Ben görsel sanatları seçtim. Ondan sonra da sanatla ilgili çalışmaları takip etmek istemedim. Aslına bakarsanız, sanat programının ardından bir üniversitede bir buçuk yıl ilk okul öğretmeni olarak çalıştım. Çalışma alanımla ilgili pek emin olmamakla birlikte ‘iş iştir’ mantığındaydım ve çocuklarla çalışmayı çok seviyordum, o yüzden de bana gerçekten keyif alabileceğim bir şey gibi görünmüştü. Fotoğraflarım internette ilgi görmeye başlayınca karşıma daha çok fırsat çıktı ve yerleşip kalmak zorunda olmadığımın farkına varmamı sağladı. Hayatımın sonuna dek sanatla uğraşıp uğraşmayacağımı bilmiyorum. Beni büyüleyen ve motive eden bir alan olduğunu biliyorum, bu yüzden içinde bir sanatçı ya da başka bir şey olarak yer bulmak arzusundayım.

Sanatın dünyada önemine dair ne düşünüyorsun?

Sanat, bir yaratıcı ve tüketici olarak hayatımda hem ruhsal hem de fiziksel bir alan kaplıyor. Kişisel ve profesyonel düzeyde başka hiçbir şeyin getirmediği bir doygunluk getirdi. Bence sanatın iletişimde beklenmedik çıkış noktaları açılmasını ve kelimelere dökülebilecek kadar netleşmemiş şeylerin işlenmesini sağlama potansiyeli var.

Tarihsel olarak beden kadın kimliğine o kadar yakından bağlanmış ki bu iki kavram, farkında olsanız da olmasanız da, birbirine karışabiliyor.
İnsanların tanınma konusunda sınırlandırılmalarının olduğu geçmiş yıllarla kıyaslanacak olduğunda, sosyal medya yardımıyla yaratıcılar görülebiliyor ve keşfedilebiliyorlar. Sanatını özgürce ve kendi şartlarında yapabilmek nasıl bir duygu?

Bence bu durumda sosyal medya hem bir nimet, hem de bir lanet olabilir. Günümüzde insanlar, sanatçı olsun ya da olmasınlar, internette yayılarak tanınmaya yatkınlar ve bu durumda yetenek yalnızca ikincil bir rol oynuyor. Pek çoğu zamanlama ve şans ile alakalı. Bunu dikkate aldığımızda, benim için internetteki başarımla alakalı bir imposter sendromu geliştirmemek çok zordu. Benim için yaratıcı özgürlüğü internette tanınırlıkla ilişkilendirmek çok komik. Elbette tanınırlığın avantajları var, başta oldukça memnuniyet verici olabiliyor ve ondan pek çok başka fırsat doğabiliyor. Baştaki çılgınlıktan sonra ise biraz boğucu hâle gelebiliyor. Bir süre sonra takipçi kitlemin benden ne beklediğine dair düşüncelerime önem vermeye başladım ve bazen ortaya çıkarmak istediğim türde işleri bir kenarda bıraktım. Sosyal medya hızlı tempolu, hızlı tüketilebilir içeriği besliyor, bu nedenle de farkına bile varmadan o döngünün içine kapılıp gitmek olası. Bu yüzden zaman zaman kendinle kalıp bu platformu platforma hizmet etmek için değil, sana hizmet etmesi için kullanıp kullanmadığını bir gözden geçirmek önemli. Yani evet, sosyal medya harika olabilir ama aynı zamanda ruhunu satmadan tanınır olmak ile ödenen bedel arasındaki doğru dengeyi bulma konusunda da pek çok potansiyel kafa karışıklığını da beraberinde getiriyor. Ayrıca ‘benim şartlarım’ın da sürekli olarak yeniden tanımlandığını ve dijital dünyanın benim için hâlâ oldukça yeni ve korkutucu olduğunu da söyleyebilirim. Onunla ve onun içindeki yerimle ilgili daha fazla netlik kazanmaya devam etmeyi umuyorum.

Gab Bois’yı gelecekte neler bekliyor?

Umarım pek çok şey. Kafanın içinde pek çok projenin olması motive edici olabilir ama aynı zamanda organize olmayı ve doğru düşünmeyi de zorlaştıran şeyler bunlar. Şu anda web sitemi değiştirmek ve yeni bir online mağaza işine girişmek gibi teknik konulara dalmış durumdayım, yani bunlar zihnimi oldukça meşgul ediyorlar. Yakın gelecekte başka sanatçılarla da çalışmayı ve işlerimin uluslararası platformlarda sergilenmesine fırsat yaratmak için daha fazla enerji sarfetmeyi arzuluyorum. En çok istediğim şey ise yeniden 3D parçalar yaratabilmek. Heykel yontmayı özlüyorum, ona geri dönmek de bu ara aklımdan sıkça geçiyor.